Hukuk Fakültesi
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/265
Browse
Browsing Hukuk Fakültesi by Author "19327"
Now showing 1 - 20 of 22
- Results Per Page
- Sort Options
Item Citation Count: Bayıllıoğlu, U. (2012). Bazı Yunan mahkeme kararları ışığında Kıbrıs sorununa ilişkin düşünceler. Çankaya University Journal of Law, 1(9), pp. 43-67.Bazı Yunan mahkeme kararları ışığında Kıbrıs sorununa ilişkin düşünceler(Çankaya Üniversitesi, 2012-05) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüKıbrıs Sorunu Türk dış politikasının en önemli sorunlarından biridir. 1974 Kıbrıs Barış harekatı ise Kıbrıs Sorununun önemli bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. Kıbrıs’ta, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı gerçekleştirilen 15 Temmuz 1974 tarihli, Yunan–Rum darbesi ise Kıbrıs Barış Harekâtı için Garanti Andlaşması bağlamında, hukuki bir neden teşkil etmiştir. Atina Temyiz Mahkemesi, bazı kararlarında, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran çok taraflı andlaşmalara atıf yaparak, Yunan hükümetinin darbeyi icra ederek, ilgili andlaşmaları ihlal ettiğini ve buna mukabil gerçekleştirilen Türk tedbir hareketinin hukuka uygun oldu¤unu teyit etmiştir. Bu çalışmada söz konusu kararlar aktarılacak ve Yunanistan’ın Ada’daki mevcut durumdan sorumluluğuna değinilecektir.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur (2019). "Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesinin 121. Maddesinin Doğu Akdeniz’de Etkisi : Meis, Karaada ve Fener Adası’nın Statüsüne İlişkin Bir Değerlendirme", Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol. 23, No. 2, pp. 185-223.Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesinin 121. Maddesinin Doğu Akdeniz’de Etkisi : Meis, Karaada ve Fener Adası’nın Statüsüne İlişkin Bir Değerlendirme(2019) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Kamu Hukuku BölümüMeis, Karaada ve Fener Adası, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de geniş bir deniz yetki alanı iddiası için dayanak teşkil etmektedir. Yunanistan, bu adaları bir “grup” olarak nitelemek suretiyle deniz yetki sınırlandırmasında, tam etki göstermeleri gerektiğini iddia etmektedir. Türkiye ise sınırlandırma hukuku kurallarına dayanarak bu iddiayı kabul etmemektedir. Bu bağlamda, Meis, Kara ada ve Fener Adası’nın münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı sınırlandırması açısından etki göstermemesi ve sadece karasuları ile yetinmesi gerekir. Söz konusu adaların etkisizliğini sağlamak üzere Türkiye’nin dayanabileceği bir başka kural, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 121/3. maddesidir. Gerçekten de eğer bu adalar bahsi geçen madde anlamında kaya statüsünde iseler zaten münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı üretemeyecekleri için bu alanların sınırlandırılmasında da etkisiz olacaklardır. Bu da Doğu Akdeniz’e ilişkin Türk tezlerine katkı sağlayan bir dayanak teşkil edecektir. Bu çalışmada, söz konusu adaların statüsü, Güney Çin Denizi Tahkiminde tespit edilen ölçütler bağlamında değerlendirilmiştir.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, U. (2011). Daimi Hakemlik Mahkemesi’nin Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki tazminat faizi uyuşmazlığına ilişkin kararı hakkında bir değerlendirme. Çankaya University Journal of Law, pp. 175-193.Daimi Hakemlik Mahkemesi’nin Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki tazminat faizi uyuşmazlığına ilişkin kararı hakkında bir değerlendirme(Çankaya Üniversitesi, 2011-02) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüRusya’ya karşı yapılan 1877–78 Savaşı, Osmanlı imparatorluğu tarihindeki en fecî yenilgilerden biri ile sonuçlanmıştır. Bu savaş, çok geniş arazinin kaybedilmesine ve Osmanlı imparatorluğu’nun gururunun kırılmasına neden olmuştur. Savaş sonrası andlaşmalarında, Osmanlı Hükümeti çok yüksek miktarda tazminat ödemeye zorlanmıştır. Bu tazminat, Rusya’nın savaş harcamaları ve Türkiye’de bulunan Rus tebaa ve müesseselerinin zararlarını tazmin için talep edilmiştir. Rusya’nın savaş harcamaları toprak veya para olarak ödenmiş ve bu tazminat türü için bir sorun yaşanmamıştır. Bununla beraber, Türkiye’deki Rus tebaa ve müesseselerinin uğradığı zararlar öngörülen vadede ödenmemiştir. Bunun üzerine Rusya, gecikmeler nedeniyle temerrüt faizi talep etmiştir. Osmanlı Hükümeti bu talebi reddetmiş ve sorunun Uluslararası Uyuşmazlıkların Barışçıl Çözümüne ilişkin Sözleşme ile kurulan Dâimi Hakemlik Mahkemesi’ne arz edilmesini teklif etmiştir. Rusya bu teklifi kabul etmiş ve taraşar uygulanacak usul ve Mahkeme’ye sorulacak soruları belirleyen bir tahkimname imzalamışlardır. Dava sırasında taraşar, iddialarının haklılığını ortaya koymak için, uluslararası hukuk bağlamında bazı hukuki argümanlar gündeme getirmişlerdir. Mahkeme, bu argümanlar hakkında, uluslararası hukukun gelişimine katkıda bulunan yorumlar yapmıştır. Sonuç olarak, Mahkeme, Osmanlı Hükümeti’nin argümanlarından birini kabul ederek, davayı Osmanlı imparatorluğu lehine karara bağlamıştır. Böylece Osmanlı imparatorluğu, temerrüt faizi ödemekten kurtulmuştur. Bu çalışmada, taraşarın argümanları ve Mahkeme’nin yorumları ve kararı, uluslararası hukuk bağlamında incelenecektir.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur. (2022). "Deniz Seviyelerinin Yükselmesi Ve Esas Hatlar Üzerindeki Etkileri: Yeni Bir Türk–Yunan Uyuşmazlığına Doğru Mu?", Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol.17, No.1, pp.37-139.Deniz Seviyelerinin Yükselmesi Ve Esas Hatlar Üzerindeki Etkileri: Yeni Bir Türk–Yunan Uyuşmazlığına Doğru Mu?(2022) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümüİklim değişikliği bir gerçektir ve bir kısım etkilerini hâlihazırda göstermektedir. İleride etkilerinin daha fazla ve yoğun şekilde tecelli edeceği, bilimsel verilerle ortaya koyulmaktadır. Bu etkiler, insanlığın yaşam biçimi ve kültürü üzerinde derin izler bırakacaktır. Kültürün bir unsuru olan hukukun da böyle bir etkiden muaf olacağı düşünülemez. Küresel ısınmanın neden olduğu deniz seviyesi yükselmesinin uluslararası hukuk açısından doğuracağı sonuçlar, kendini, özellikle esas hatlar ve deniz alanlarının dış sınırları konusunda hissettirecektir. Nitekim uluslararası toplumda, bu konuda çalışmalar yürütülmektedir. Yine belli bazı devlet uygulamaları ve mevcut kuralların yorumuyla bu fenomene cevap verme yönünde çabalar bulunmaktadır. Dolayısıyla hâlihazırda bu konuda bir kural oluşum aşamasındadır. Yunanistan–GKRY ikilisinin konuya karşı çekingen tutumu dikkat çekicidir ve temel endişeleri mevcut deniz hukuku kurallarında yapılacak değişikliklerdir. Daha ziyade küçük ada devletleri bağlamında meseleye yaklaşan Türkiye’nin tutumu ise henüz, netleşmemiştir. Türkiye bu konuda hukuki bir strateji geliştirmeli; tutum ve davranışlarında dikkatli olmalıdır. Zira bu fenomenin, Türk–Yunan uyuşmazlıklarına yönelik, özellikle adalar bağlamında önemli etkileri olacaktır. Şüphesiz bu, doğrudan bugünün değil geleceğin bir sorunudur. Fakat bugünden, en azından teorik düzlemde konuyla ilgilenmek veya hiç olmazsa böyle bir tartışma olduğunu bilmek, hazırlanmak açısından gereklidir.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur (20199. "Ege Karasuları Genişliği Uyuşmazlığına Bir Çözüm Önerisi: Seçici Genişletme", No. 2, pp. 3-57.Ege Karasuları Genişliği Uyuşmazlığına Bir Çözüm Önerisi: Seçici Genişletme(2019) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Kamu Hukuku BölümüYunanistan Ege’de tek taraflı olarak karasularını 12 mile genişletemez. Yunanistan, bu uygulamadan hakları olumsuz yönde etkileneceği için Türkiye’nin rızasını aramalıdır. Bu, Yunanistan açısından bir tercih veya seçenek değil, hukuki bir zorunluluktur. Bu nedenle taraflar arasında bu konuda müzakereler yapılmalıdır. Türkiye’nin Ege’nin tamamında Yunan karasularının 12 mile genişletilmesini kabul etmesi mümkün değildir. Dolayısıyla yapılacak müzakerelerde seçici genişletme gündeme gelecektir. Seçici genişletme, tarafların ve üçüncü devletlerin hak ve çıkarlarını tatmin eden en uygun çözüm yöntemini sunmaktadır. Seçici genişletmeden kasıt, Yunanistan’ın Doğu Ege Adaları’nda 12 mil uygulamaktan vazgeçmesi, buna karşılık, Yunan anakarası (tercihen Batı Trakya sahili hariç) ve anakaraya yakın adalarda 12 mil uygulamasının Türkiye tarafından kabul edilmesidir. Son durumdaki ölçüt, kıta sahanlığı sınırlandırması ve seyrüsefer serbestilerini etkilememektedir. Bu da taraflar arasında bir uluslararası antlaşma ile saptanmalıdır. Ulaşılacak antlaşma ile Yunanistan açıkça tarif ve tayin edilen alanlarda karasularını 12 mile genişletecek ve diğer alanlarda ise 6 milde tutma yükümlülüğü üstlenecektir. Böylece, Türkiye’nin seyrüsefer serbestisi ve kıta sahanlığı sınırlandırmasına yönelik itirazları giderilmiş olacaktır. Bu şekilde Yunanistan da Ege’de 12 mil uygulaması yapmış olacaktır. Karasuları genişliği meselesi bu şekilde çözüldükten sonra artık taraflar kıta sahanlığı sınırlandırmasını anlamlı şekilde müzakere edebileceklerdir. Fakat Avrupa Birliği, bu nevi bir antlaşmanın önündeki en büyük engeldir.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, U. (2021). "Filistin Devleti’nin Deniz Alanı İddialarına İlişkin Hukuki Bir Değerlendirme", Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol.6, No.2, pp.677-731.Filistin Devleti’nin Deniz Alanı İddialarına İlişkin Hukuki Bir Değerlendirme(2021) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüFilistin Devleti, 2015 ve 2019 tarihli Deklarasyonlar vasıtasıyla deniz alanları konusunda hak iddialarını açıklamış-tır. Sınırlandırma hukukunun kural ve ilkeleri, hakça ilkeler ve kesme etkisi bağlamında söz konusu iddiaları des-teklemektedir. Filistin’in uluslararası hukuka göre devlet olma kriterlerini karşıladığı açıktır ve dolayısıyla İsrail’in bu konudaki itirazları da hukuken geçersizdir. Ayrıca, Filistin sorununun çözümüne ilişkin Antlaşmalar’da Filistin Devleti’nin deniz alanları üzerindeki haklarını haleldar eden veya bunu engelleyen düzenlemeler bulunmamaktadır. Şüphesiz Filistin Devleti’nin deniz alanlarının sınırlandırılması, Filistin sorunu bağlamlıdır ve ancak bu soruna genel ve kalıcı bir çözüm bulunduktan sonra çözüme bağlanabilir. Bu açıdan durum, Kıbrıs sorununa benzemektedir. Filistin Devleti’nin iddialarının, Doğu Akdeniz’deki mevcut deniz yetki alanları sınırlandırma hukuku bağlamlı sorun-lara birtakım etkileri olabilir. Mesela eğer Filistin Devleti’nin deniz alanlarının Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) münhasır ekonomik bölgesine kadar uzandığı kabul edilirse, GKRY’nin, Mısır ve İsrail’le yaptığı Antlaşmalarla ortaya çıkan kavşağın (tripoint) değişmesi söz konusu olabilecektir. Fakat bir Türkiye-Filistin sınırlandırma antlaş-ması, Türkiye-Libya Antlaşması’nın aksine, Türkiye’nin lehine olmayacaktır.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, U. (2017). "Güney Çin Denizi Tahkiminde Hakemlik Mahkemesi'nin İnsanlığın Ortak Mirası Ve Diğer Devletlerin Deniz Alanlarına Sağladığı Koruma: Ada Statüsünün Sınırlanması", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, No.130, pp.419-456.Güney Çin Denizi Tahkiminde Hakemlik Mahkemesi'nin İnsanlığın Ortak Mirası Ve Diğer Devletlerin Deniz Alanlarına Sağladığı Koruma: Ada Statüsünün Sınırlanması(2017) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüGüney Çin Denizi tahkiminde, Hakemlik Mahkemesi, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 121/3. maddesinin şartlarını yorumlamıştır. Böylece tarihte ilk defa bir uluslararası yargı organı, hukuken kaya ile ada arasındaki ayrımı yapmayı sağlayan kriterleri, somut adasal yapılar için tespit etmiştir. Kararda, adasal yapılar doğal halleri ile değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, adasal yapılarda insan eliyle yapılan modifikasyonların ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 121/3. maddesinde yer alan şartların yapay olarak karşılanmasının, adasal yapıların hukuki statülerini etkilemeyeceğine hükmedilmiştir. Hakemlik Mahkemesi'nin bu değerlendirmeleri neticesi, insanlığın ortak mirasını oluşturan deniz alanları ve diğer devletlere ait deniz alanları korunmuştur. Bu koruma, Birleşmiş Milletler Üçüncü Deniz Hukuku Konferansı esnasında, özellikle derin deniz yatakları için yapılan ekonomi-politik kaynaklı tartışmaları gündeme getirmiştirItem Citation Count: Bayıllıoğlu, U. (2023). "Hint Okyanusu’nda Deniz Alanları Sınırlandırması: Uluslararası Adalet Divanı’nın Somali–Kenya Kararı Hakkında Bazı Gözlemler", Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol.18, No.1, pp. 141-168.Hint Okyanusu’nda Deniz Alanları Sınırlandırması: Uluslararası Adalet Divanı’nın Somali–Kenya Kararı Hakkında Bazı Gözlemler(2023) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Kamu Hukuku BölümüUluslararası Adalet Divanı’nın Somali ile Kenya arasındaki davada verdiği 12 Ekim 2021 tarihli kararında, sınırlandırma hukuku açısından üç husus öne çıkmıştır. İlki, sınırlandırmanın temel amacı olarak hakça bir çözüm gereğini vurgulamasıdır. İkincisi, esas noktaların seçiminde belirli noktaları göz ardı etmesidir. Üçüncüsü ise, üç aşama yöntemini esas alırken bir ilgili şart olarak kesme etkisine ilişkin yaptığı değerlendirmelerdir. Bu bağlamda Divan, kesme etkisine maruz kalacak sahilin içbükeyliğini tespit ederken daha geniş bir coğrafi uzanımı esas almıştır. Bu uygulama, uluslararası yargı içtihadıyla uyumlu olmakla beraber kesme etkisinin tespitinde belirleyici olacak şekilde sınırlandırmanın tarafı olmayan Tanzanya’nın sahillerinin içbükeyliğin tespitinde dikkate alınması, itirazlara konu olmuştur. Söz konusu kararın Türkiye açısından önemi, hem Doğu Akdeniz sınırlandırma uyuşmazlığına yönelik tezler açısından hem de Afrika’daki balıkçılık ilişkileri açısından ortaya çıkmaktadır.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur. İnsani Müdahele Çıkmazından Çıkış Arayışı: Koruma Sorumluluğu, Ankara, Turhan Kitabevi, p. 429, 2016.İnsani Müdahele Çıkmazından Çıkış Arayışı: Koruma Sorumluluğu(Turhan Kitabevi, 2016) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüItem Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur. (2022). "Prevlaka Yarımadası Uyuşmazlığı ve Deniz Alanları Sınırlandırmasına Yansımaları", Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol.30, No.2, pp.903-941.Prevlaka Yarımadası Uyuşmazlığı ve Deniz Alanları Sınırlandırmasına Yansımaları(2022-06-15) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüPrevlaka Yarımadası üzerindeki egemenlik uyuşmazlığı, Eski Yugoslavya’nın iki cumhuriyeti olan Hırvatistan ile Karadağ arasında halen sürmekte olan bir uyuşmazlıktır. Taraflar arasında imzalanan 10 Aralık 2002 tarihli Antlaşma ile Yarımada’nın geçici olarak statüsü düzenlenmiş ve Kotor Körfezi dışında, geçici karasuları sınırlandırması yapılmıştır. Söz konusu Antlaşma, münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı sınırlandırması yapmamıştır. Hırvatistan son dönemde hidrokarbon faaliyetleri ve münhasır ekonomik bölge ilanını içeren tek taraflı eylem ve işlemler icra etmektedir. Karadağ ise bu konularda itirazını bildirmekte tarafların daha önce mutabık kaldıkları Uluslararası Adalet Divanı seçeneği üzerinde ısrar etmektedir. Eğer uyuşmazlık uluslararası yargıya arz edilirse, uti possidetis juris ilkesinin karada ne şekilde uygulanacağı ve denizde, hangi deniz alanında uygulanabileceği soruları tartışma konusu olacaktır. Sınırlandırma hukuku açısından ise kesme etkisiyle, adaların sınırlandırmaya etkisinin ön plana çıkacağı; ilaveten seyrüsefer çıkarları ve sahil uzunlukları meselelerinin tartışılacağı açıktır. Uyuşmazlığın çözümünde, Karadağ’ın Avrupa Birliği üyeliği perspektifi de Avrupa Birliği’nin tutumuna bağlı olarak önemli rol oynayabilecektir.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur, "Somali sahilleri ve açıklarında işlenen deniz haydutluğu fiillerine karşı yürütülen mücadelenin hukuki dayanakları ve Türkiye'nin durumu", Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol. 15, No. 1, pp. 125-161, (2011).Somali sahilleri ve açıklarında işlenen deniz haydutluğu fiillerine karşı yürütülen mücadelenin hukuki dayanakları ve Türkiye'nin durumu(2011) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüSomali sahillerinde gerçekleşen deniz haydutluğu fiilleri, bölgedeki seyrüse feri ve uluslararası ticareti tehdit etmektedir. Somali sahillerinde işlenen fi iller, her zaman deniz haydutluğu ile ilgili örf ve adet hukuku niteliğindeki kurallarda yer alan şartları karşılamamaktadır. Bu da deniz haydutluğu ile etkin mücadeleye engel olmaktadır. Bu nedenle Güvenlik Konseyi, Somali sahillerinde gerçekleşen deniz haydutluğu fiilleri ile ilgili bazı kararlar almıştır. Söz konusu kararlar ile devletlere, Somali Geçici Federal Hükümeti’nin izniyle Somali karasuları içinde de deniz haydut luğu ile mücadele yetkisi verilmiştir. Bu çerçevede deniz haydutluğu ile mücadele için çeşitli çok uluslu güçler görev yapmaya başlamıştır. Türkiye’de Somali sahillerindeki deniz haydutluğu fiillerine karşı yürütülen operasyonlara aktif şekilde katılmaktadır. Bu çalışmada deniz haydutluğu ile mücadelenin hukuki dayanakları ve Türkiye’nin durumu incelenecektir.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur. "Türkiye – Libya Antlaşması Ekseninde Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Uyuşmazlığı", Ankara: Turhan Kitabevi, s. 348, 2021.Türkiye – Libya Antlaşması Ekseninde Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Uyuşmazlığı(Turhan Kitabevi, 2021) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüEge'ye ilişkin deniz hukuku kaynaklı Türk-Yunan uyuşmazlıkları, belki de dünyadaki en karmaşık sınırlandırma uyuşmazlığını bünyesinde barındırmaktadır. Söz konusu uyuşmazlık çözülemeden, Kıbrıs uyuşmazlığı merkezli bir şekilde çok daha karmaşık olan Doğu Akdeniz'deki sınırlandırma uyuşmazlığı gün yüzüne çıkmıştır. Bu, mevcut Türk-Yunan uyuşmazlıklarını ve özellikle Kıbrıs uyuşmazlığını boyutlandırmıştır. Taraflar arasında birçok nota ve açıklamaya konu olan bu uyuşmazlık, özellikle 27 Kasım 2019 tarihli Türkiye-Libya Antlaşması'ndan sonra yoğun bir şekilde kamuoyunun gündemine gelmiş ve Türk dış politikasının ve Türkiye-Yunanistan-Avrupa Birliği ilişkilerinin temel odağı halini almıştır. Çalışmada, siyasi veya ideolojik bir görüşü savunmak, öne çıkarmak, eleştirmek veya telin etmek gibi bir amacı ve niyeti yoktur. Yazarın ve çalışmasının gündelik siyasete yönelik hiçbir iddia ve amacı bulunmamaktadır. Çalışma, sadece ve sadece akademik amaçlara yönelik olup, sadece ve sadece sıradan bir vatandaşın ulaşabileceği, kamuya açık bilgi ve belgelerden faydalanılarak hazırlanmış. Çalışma, akademik amaçlı olarak ve akademik ölçü, ölçüt, yöntem ve üslupla kaleme alınmış. Çalışmada, Türkiye safında yer alan yazar, hukuki açıdan Türk tezlerini ve Türkiye'nin çıkarlarını akademik amaçla ve bilimsel yöntemlerle savunmaya çalışmıştır. Yeri geldiğinde önerilerde ve Türkiye lehine uyarılarda bulunmuş.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur (2011). "Uluslararası adalet divanı kosova'nın kendi kaderini tayin hakkını onayladı mı?", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, No.92, pp.287-311.Uluslararası adalet divanı kosova'nın kendi kaderini tayin hakkını onayladı mı?(2011) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüKosova'nın 17 Şubat 2008 tarihli bağımsızlık bildirgesi uluslararası hukuk ve siyaset alanında tartışmalara neden olmaktadır. Söz konusu tartışmalar, hukuki bağlamda kendi kaderini tayin hakkı üzerinde odaklanmaktadır. BM Genel Kurulu Kosova'nın bağımsızlık bildirgesinin uluslararası hukuka uygun olup olmadığına ilişkin olarak Uluslararası Adalet Divanından danışma görüşü istemiş ve Divan kararını 22 Temmuz 2010 tarihinde açıklamıştır. Ancak kararda, Kosova'nın kendi kaderini tayin hakkının durumuna ilişkin açık bir tespit yapılmamıştır. Aynı zamanda kararda, Kıbrıs'la ilgili de Güvenlik Konseyi kararlarına bazı atıflar bulunmaktadır. Bu çalışmada söz konusu karar ve Kıbrıs'la ilgili kararlara yapılan atıflar aktarılacak ve değerlendirilecektir.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur (2018). "Uluslararası Adalet Divanı’nın Kosta Rika-Nikaragua Kararında Adalar Hakkındaki Tespitlerine İlişkin Bazı Gözlemler", Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol. 8, No. 2, pp. 94-137.Uluslararası Adalet Divanı’nın Kosta Rika-Nikaragua Kararında Adalar Hakkındaki Tespitlerine İlişkin Bazı Gözlemler(2018) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Kamu Hukuku BölümüUluslararası Adalet Divanı, 2 Şubat 2018 tarihli kararı ile Kosta Rika ile Nikaragua arasında Karayip Denizi ve Pasifik Okyanusu’nda karasuları, münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı sınırlandırması yapmıştır. Kararda, Karayip Denizi’nde konumlanmış bulunan adaların statüsü ve münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı sınırlandırmasına etkileri meselesi gündeme gelmiştir. Divan, söz konusu adaların deniz yetki alanı sınırlandırmasına etkileri açısından, uluslararası yargı içtihadında bulunan farklı yöntem ve değerlendirmelere başvurarak, tespitler yapmıştır. Çalışmada, Divan’ın bu tespitleri, önceki içtihat ile beraber değerlendirilerek, somut davada nasıl sonuca ulaşıldığı gösterilmiştir. Fakat özellikle bazı noktalarda gerekçesizlik ve eksik gerekçe eleştirisi yapılmış ve bunun sakıncalarına değinilmiştir.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur. (2023). "Uluslararası Adalet Divanı’nın Nikaragua–Kolombiya Kararında Düz Esas Hatlar Hakkındaki Tespitlerine İlişkin Bazı Gözlemler", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Vol.72, No.1, pp.213-246.Uluslararası Adalet Divanı’nın Nikaragua–Kolombiya Kararında Düz Esas Hatlar Hakkındaki Tespitlerine İlişkin Bazı Gözlemler(2023) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüUluslararası Adalet Divan’ı, Nikaragua ile Kolombiya arasındaki davada verdiği kararında, deniz hukukunun tartışmalı konularından biri olan düz esas hatlar hakkında önemli tespitler yapmıştır. Bu tespitler esas itibariyle önceki içtihatla ve doktrinle uyum arz etmektir. Bu bağlamda, BMDHS’nin düz esas hatlar üzerindeki dizaynı, makullük, istisnailik ve dar yorum üzerine bina edilmiştir. Böylece, çok özel bir coğrafyada, sınırlı bir uygulama alanına hasredilmiştir. Divan’ın ada dizisi şartı açısından zikrettiği 75 millik sayısal değerin, her coğrafya açısından geçerli olmadığı açıktır. Yine de Divan’ın vurgusuna mazhar olması önemlidir. Zira ileride devletlerce benimsenme ve normatif değer kazanma potansiyeline sahiptir. Yine esas hatların iç sınırı oluşturmaları nedeniyle deniz alanlarının yan ve dış sınırlarını etkileyecekleri açıktır. Bu etkiyi yapan aşırı iddia ve uygulamalara karşı diğer devletlerin itirazı da devletlerin düz esas hatların istisnailiği konusundaki normatif tutumunu göstermektedir. Keza her zaman itiraza maruz kalmayan ve insanlığın ortak mirası statüsündeki deniz alanlarına tecavüz eden aşırı düz esas hat iddiaları da geçerlilik taşımamaktadır.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur (2006). "Uluslararası Adalet Divanı’nın Tutuklama Müzekkeresi Davası Hakkındaki Kararına İlişkin Bir Değerlendirme", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol.55, No.2, pp.27-63.Uluslararası Adalet Divanı’nın Tutuklama Müzekkeresi Davası Hakkındaki Kararına İlişkin Bir Değerlendirme(2006) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümü11 Nisan 2000 tarihinde, bir Belçika soruşturma yargıcı tarafından, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin görevdeki Dışişleri Bakanı Abdulaye Yerodia Ndombasi hakkında, çok sayıda Tutsi sivilin katledilmesine neden olan ırki nefreti tahrik fiilleri nedeniyle, uluslararası insancıl hukukun ciddi ihlalleri ve insanlığa karşı suç işlediği iddiası ile, gıyapta, bir uluslararası tutuklama müzekkeresi düzenlenmiştir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti hükümeti, Yerodia’ya karşı hazırlanan tutuklama müzekkeresinin uluslararası dolaşımının, görevdeki dışişleri bakanının kişi dokunulmazlığı ve bağışıklıkları konusundaki uluslararası örf ve adet hukuku kurallarını ihlal ettiğini açıklamış ve Divan’dan, Belçika’nın tutuklama müzekkeresini hükümsüz kılmasına karar vermesini talep etmiştir. Belçika, dışişleri bakanının her durumda dokunulmazlıklardan yararlanmasının, uluslararası insancıl hukuk ihlalleri halinde bireysel cezai sorumluluğa engel olacağını ileri sürmüş ve bu iddiasını desteklemek için bazı ulusal ve uluslararası yargı organlarının kararlarına dayanmaya çalışmıştır. Uluslararası Adalet Divanı, Abdulaye Yerodia Ndombasi’ye karşı hazırlanan 11 Nisan 2000 tarihli tutuklama müzekkeresinin ve uluslararası dolaşımının, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin dışişleri bakanının uluslararası hukuk tarafından sağlanan dokunulmazlık ve bağışıklığına saygı çerçevesinde, Belçika’nın Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne karşı bulunan hukuki yükümlülüğünü ihlal ettiğine hükmetmiş ve Belçika’ya, kendi seçeceği bir yolla, 11 Nisan 2000 tarihli tutuklama müzekkeresini hükümsüz kılmasını emretmiştir. Bu çalışmada, Divan’ın kararı, evrensel yargı yetkisi ve uluslararası hukuk tarafından sağlanan dokunulmazlıklar bağlamında incelenecektir. Ayrıca, kişi dokunulmazlığı ve bağışıklıkların, uluslararası insancıl hukukun ihlalleri karşısındaki hukuki durumu incelenecektirItem Citation Count: Bayıllıoğlu, U. (2010). Uluslararası adalet divanının Romanya ile Ukrayna arasındaki deniz alanı sınırlandırmasında Serpents adasının etkisine ilişkin tespitleri. Çankaya University Journal of Law, 1(7), pp. 23-41.Uluslararası adalet divanının Romanya ile Ukrayna arasındaki deniz alanı sınırlandırmasında Serpents adasının etkisine ilişkin tespitleri(Çankaya Ünivesitesi, 2010-05) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüUluslararası hukukta adaların sahip olduğu deniz alanları ve deniz alanları sınırlandırmasına etkileri meselesi devletler arasında bir çok uyuşmazlığa neden olmaktadır. Bu çalışmada, söz konusu mesele üzerinde, Romanya ile Ukrayna arasındaki uyuşmazlık bağlamında durulacak ve Uluslararası Adalet Divanının tespitleri aktarılacaktır. Uluslararası Adalet Divanı, söz konusu davada verdiği kararında, Serpents Adası’na, bölgenin coğrafi özelliklerinden kaynaklanan gerekçelerle, dolaylı yoldan, münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı vermemiştir.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur. (2010). "Uluslararası Adalet Divanının Romanya ile Ukrayna Arasındaki Deniz Alanı Sınırlandırmasında Serpents Adasının Etkisine İlişkin Tespitleri", Cankaya University Journal of Law, Vol.7, No.1, pp.23-41.1309-677XUluslararası Adalet Divanının Romanya ile Ukrayna Arasındaki Deniz Alanı Sınırlandırmasında Serpents Adasının Etkisine İlişkin Tespitleri(2010-02-01) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüUluslararas› hukukta adalar›n sahip oldu¤u deniz alanlar› ve deniz alanlar› s›n›rland›rmas›na etkileri meselesi devletler aras›nda bir çok uyuflmazl›¤a neden olmaktad›r. Bu çal›flmada, söz konusu mesele üzerinde, Romanya ile Ukrayna aras›ndaki uyuflmazl›k ba¤lam›nda durulacak ve Uluslararas› Adalet Divan›- n›n tespitleri aktar›lacakt›r. Uluslararas› Adalet Divan›, söz konusu davada verdi¤i karar›nda, Serpents Adas›’na, bölgenin co¤rafi özelliklerinden kaynaklanan gerekçelerle, dolayl› yoldan, münhas›r ekonomik bölge ve k›ta sahanl›¤› vermemifltir.Item Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur. (2007). "Uluslararası Ceza Mahkemesi Ve Türkiye", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol.56, No.1, pp.51-121.Uluslararası Ceza Mahkemesi Ve Türkiye(2007-03-01) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüUluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü, uzun bir müzakere sürecinden sonra, 17 Temmuz 1998 tarihinde kabul edilmiştir. Roma Diplomatik Konferansı sonunda, 120 devlet lehte, 7 devlet aleyhte oy kullanmış, 21 devlet ise çekimser kalmıştır. Türkiye‟de çekimser kalan devletlerden birisidir. Uluslararası Ceza Mahkemesi üzerindeki bazı hukuki ve politik endişeler, Türkiye‟nin Statü karşısındaki konumunu etkilemiştir. Bu çalışmada, Uluslararası Ceza Mahkemesi bağlamında Türkiye‟nin karşılaşabileceği hukuki ve politik sorunlar incelenecektirItem Citation Count: Bayıllıoğlu, Uğur (2013). "Uluslararası ceza mahkemesi'nin yargı yetkisi açısından saldırı suçuna ilişkin kampala düzenlemeleri", Uluslararası Hukuk ve Politika, Vol.9, No.33, pp.59-87.Uluslararası ceza mahkemesi'nin yargı yetkisi açısından saldırı suçuna ilişkin kampala düzenlemeleri(2013) Bayıllıoğlu, Uğur; 19327; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümü2010 yılında Kampala'da düzenlenen Gözden Geçirme Konferansı sonucu, saldırı suçu tanımlanmış ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) saldırı suçu üzerinde yargı yetkisinin icrasına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Söz konusu düzenlemeler, 30 taraf devletin onayından sonra, 1 Ocak 2017'den sonraki bir tarihte, Taraf Devletler Asamblesi tarafından 2/3 çoğunlukla yeniden kabul edildikten sonra yürürlüğe girecektir. Kampala düzenlemeleri ile saldırı suçu üzerinde UCM'nin yargı yetkisini icrası etmesinin önşartları bağlamında, UCM'nin yargı yetkisine giren diğer suçlara nazaran bazı kısıtlamalar getirilmiştir. Buna karşın, savcının, saldırı suçu için Güvenlik Konseyi saptamasına gerek olmadan Ön Yargılama Bölümünün yetkilendirmesi ile soruşturma başlatabilmesi ve UCM'nin Güvenlik Konseyi saptaması ile bağlı olmaması, UCM'nin bağımsızlığı açısından önemlidir. Bu şekilde, sadece UCM'nin bağımsızlığı sağlanmamış, aynı zamanda, uluslararası barış ve güvenlik konusunda ve saldırı fiillerinin tespiti açısından, Güvenlik Konseyi'nin sahip olduğu tekel de kırılmıştır. Böylece, dâimi üyelerin bu açıdan sahip oldukları imtiyaz aşındırılmıştır. Bu da uluslararası hukukun gelişimi ve olgunlaşması açısından önemli bir adımdır.