Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/15956

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 21
  • Master Thesis
    Ceza muhakemesi hukukunda tanıklık
    (2022) Altundiş, Cangül
    Ceza muhakemesi hukukunun amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Maddi gerçeği ortaya çıkarmak için kullanılan araçlara delil denir. Tanık beyanı en çok başvurulan delil çeşitlerindendir. Bu çalışmanın ilk bölümünde, ceza muhakemesi hukukunda ispat ve delillere değinildikten sonra tanıklık incelenmiş, ceza muhakemesi hukukunda tanık, tanık beyanı, tanığın hakları ve yükümlülükleri anlatılmıştır. İkinci bölümde tanığın çağrılması, dinlenmesi ve tanık beyanının delil değeri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise tehlike altındaki tanıkların korunması ve tanık koruma tedbirleri anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: Delil, İspat, Tanık, Tanık beyanı, Tanık koruma tedbirleri.
  • Master Thesis
    Ceza Muhakemesi Hukukunda tanıklık
    (2022) Çetin, Handan Pelin
    Tanık delili, geçmişte olduğu gibi günümüzde de kendisinden vazgeçilememiş olan bir delildir. Tanıklık görgüye dayalı olabileceği gibi duyuma dayalı da olabilir. Tanığın olayı doğru bir şekilde algılayıp algılamadığının tespitine yönelik olarak uygulamada belli başlı soru kategorileri kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra tanık beyanlarının çelişkili olduğuna kanaat edildiği durumlarda önceki beyanlarının yüzüne karşı okunması sağlanarak çelişkinin giderilmesi kendisinden istenmektedir. Mahkemece gerektiğinde sanık ile tanık yüzleştirilerek maddi gerçeğe ulaşılmaya çalışılmaktadır. Üç bölümden oluşmakta olan bu çalışmada, birinci bölümde delil kavramı üzerinde durulmuş olup, delil çeşitlerine kısaca değinildikten sonra, tanık delili ayrıntılarıyla ele alınarak İslam hukukundaki tanıklık kurumuna da yer verilmiş olup, doğrudan soru yöneltme ile çapraz sorgunun farklı olduğu noktalar üzerinde durulmak suretiyle tanığa tanınmış olan hak ve yükümlülükler incelenmiştir. İkinci bölümde tanık olarak dinlenebilecek kişiler ile tanıkların korunması kapsamında gizli tanıklık kurumu incelenmiştir. Son bölümde ise yalan tanıklık suçu üzerinde durulmuştur. Çalışmamızda tanıklık ile ilgili olarak, en başta Ceza Muhakemesi Kanunu, Tanık Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenlemelerden faydalanılmış olup, ayrıca doktrindeki görüşlere, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına yer verilmiş ve karşılaştırmalı hukukla kıyaslama yapılarak inceleme yapılmıştır.
  • Master Thesis
    Türk Ceza Kanununda uyuşturucu veya uyarıcı madde suçları
    (2021) Demirel, Ümit
    Bu çalışma, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Suçları konusunu içermektedir. Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçları-Suçun unsurları-Suçun nitelikli halleri-Suçun özel görünüş biçimleri-Uyuşturucu ve uyarıcı maddeler-Keyif verici maddeler-Bağımlılık-Mücadele politikaları-Etkin pişmanlık-Suçun önlenmesi-Cezanın caydırıcılığı konularının önemine yer verilmiştir. Konu altında; Uyuşturucu ve Uyarıcı Maddeler, Uyuşturucu İmal ve Ticaret Suçu, Uyuşturucu Madde Kullanmayı Kolaylaştırma Suçu, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanma Suçu, Aynı zamanda; Uyuşturucuyla Mücadele-Uyuşturucuyla Mücadele Politika ve Trendlerine bakılmıştır. Yine bu çalışmada yaratılacak farkındalığın ve hayır diyebilme yeteneğinin geliştirilmesine de değinilmiştir. Uyuşturucu suçları ve uyuşturucu mücadele politikalarında yapılması gerekenler de tavsiye olarak belirtilmiştir.
  • Master Thesis
    Sosyal medya yoluyla işlenen hakaret suçu
    (2020) Şengül, Mustafa Buğra
    Türk Ceza Kanunu'nda hakaret suçu kişilerin onur ve şerefini koruma altına almaktadır. İnsan onuru Anayasa'da ve ceza kanunlarımızda korunmakla birlikte evrensel olarak da korunan bir değerdir. Onur ve şeref kavramı insan için en önemli manevi kavramlardan olup ihlallerin engellenmesi bizim için büyük önem arz etmektedir. Sosyal medya; internet erişimi olan, çocuk, genç, yaşlı her kesimden, her kültürden, her eğitim seviyesinden insanın kullandığı günümüzde en yaygın kullanılan iletişim aracıdır. Toplumda her zaman rastlanan ve suç tanımına uyan davranışlar, artık sosyal medyaya taşınmış ve Türk Ceza Kanunu'nda belirtilen suçların birçoğu sosyal medya vasıtasıyla işlenebilir hale gelmiştir. Hakaret suçu kanunda ilk düzenlendiğinde sadece yüz yüze, telgraf, telefon veya mektupla işlenebilirken teknolojinin ilerlemesi ve internet kullanımındaki artışla çoğunlukla sosyal medya üzerinden işlenir hâle gelmiştir. Bu durum nedeniyle kanunda günümüzün şartlarına uygun düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Sosyal medya üzerinden işlenen hakaret suçunun işleniş şekli, delillerin toplanması, suçlunun tespiti, usul, ispat ve maddi hukuk açısından birçok farklılık içermektedir. Bu durum da uygulamada ciddi sorunlara yol açmaktadır.
  • Master Thesis
    Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu
    (2022) Sağlam, Irmak; Turan, Doğukan Timuçin; Aktaş, Batuhan
    Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin meşru hale getirilmesi olan aklama kavramının tarihi, çok eskilere dayansa bile günümüzdeki anlamı ile ortaya çıkışı yirminci yüzyılın sonlarında olmuştur. Aklama, önceleri uyuşturucu kaçakçılığı, bugün ise terör dahil örgütlü şekilde işlenebilen tüm suçlardan elde edilen gelirin, yasal ekonomik sisteme sokulması ve meşru hale getirilmesidir. Aklama suçunun işlenebilmesi için ilk olarak öncül bir suçun bulunması ve gelir elde edilmesi zorunludur. Bu gelirin, vergi cennetleri, kıyı bankacılığı, alternatif havale yöntemleri gibi yöntemler kullanılarak öncül suçla bağlantısının kesilmesi ve mali ya da finansal sisteme katılması ile aklama süreci tamamlanır. Çalışmamızda aklama kavramı, aklamanın aşamaları ve yöntemleri ele alınacak ve aklamanın önlenmesine ilişkin ulusal ve uluslararası mevzuat ve kuruluşlar incelenecektir. Daha sonra 5237 sayılı Türk Ceza Kanunum.282/1'de düzenlenen "Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama Suçu" nun hukuki konusu, korunan değer, öncül suç, suçun fail ve unsurları ile incelenecektir.
  • Master Thesis
    Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu: Avrupa İnsan Hakları mahkemesi ve yargıtay kararları ışığında
    (2019) Büyük, Samet
    Bireyin yaşam tarzının ve buna bağlı olarak toplumsal ilişkilerin, gelişen teknolojinin bir yansıması olarak her geçen gün biraz daha fazla değişime uğradığı aşikardır. Ayrıca internet kullanımının yaygınlaşması ve giderek insan hayatının vazgeçilmez bir parçası haline gelmesinin sonucunda bireylerin hayatlarına ilişkin bilgilerin yalnızca yüz yüze değil sanal dünyada da açıklandığı, açığa çıkarıldığı ve diğer kişilerin bilgisine sunulduğu görülmektedir. Bununla birlikte devletin ve gerçek veya tüzel kişilerin de eskiye oranla kişilerin özel hayatına müdahalesinin daha olanaklı olduğu bir çağda yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bu yoğun tehlikenin sonucu olarak "özel hayatın gizliliği" kavramı daha da önem kazanmış ve daha çok korunmaya muhtaç hale gelmiştir ki 1982 Anayasası'nın 20. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde koruma altına alınan "özel hayatın gizliliği" hakkına yönelik ihlaller ilk kez 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suç olarak düzenlenmiştir. Çalışmamızın konusu olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçu iki kısımda ele alınmıştır. Birinci kısımda özel hayat kavramı, tarihi gelişimi, ulusal ve uluslararası hukuktaki yeri ve kapsamı öğretide ileri sürülen görüşler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde incelenmiştir. İkinci kısımda ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 134. maddesinde düzenlenen "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçu ceza hukuku prensipleri açısından tüm yönleriyle ele alınmıştır. Bu kısımda çok sayıda Yargıtay kararına yer verilerek konunun ve pratik uygulamasının daha iyi anlaşılması amacı güdülmüştür.
  • Master Thesis
    Tazminatların vergilendirilmesinin değerlendirilmesi
    (2020) Sevgili, Öykü
    Türk Vergi sisteminde, sisteme henüz yerleşen ve Gelir Vergisi Kanunu'nun 25. maddesinde yer alan tazminat ve yardımların vergilendirilmeden istisna tutulması konusu ülkemizde çok büyük öneme sahiptir. Tahdidi olarak sayılan tazminatların ne şekilde vergilendirileceği, vergilendirmede hangi hususlara dikkat edileceği ve vergilendirme istisnası hallerinden kimlerin yararlanacağı konusunun ayrıca incelenmesi gereklidir. Çalışmamızda, sözünü etmiş olduğumuz Gelir Vergisi Kanunu 25. maddesindeki tüm istisnaları kapsayan vergiden muaf olma halleri genel olarak yer alacaktır. Son yıllarda tazminatların vergilendirilmesi konusunun önemi bir hayli artmıştır. Biz de tezimizde, vergilendirmenin nasıl yapılacağını, vergilendirmenin hangi kanunlardan doğduğunu, vergilendirme istisnalarının öneminin neler olduğunu ve vergilendirmenin ne şekilde yapılması gerektiği konularını inceleyeceğiz. Bu konularda Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yazılmış olan örnek özelgeler ile de incelemelerimizi değerlendireceğiz.
  • Master Thesis
    Makul sürede yargılanma hakkı ve bu hakkın Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ile Türk hukukuna yansıması
    (2019) Kaymak, Murat
    Adil yargılanma hakkının bünyesinde barındırmış olduğu en önemli ilkelerden birisi makul sürede yargılanma hakkıdır. AİHS'nin 6/1. maddesi ile açık bir biçimde ve Anayasamızın 36/1. maddesinde adil yargılanma hakkının zımni bir parçası olarak güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı, hem medeni hak ve yükümlülüklere dair uyuşmazlıklar hem de suç isnadının karara bağlanması açısından geçerlidir. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, kişileri yargılama işlemlerinin sürüncemede kalmasına karşı korumak ve özellikle ceza davalarında suçlanan kişinin uzun süre davasının nasıl sonuçlandırılacağı endişesi ile yaşamasını önlemektir. Bu hak kişilere, davalarının makul süre içerisinde sonuçlandırılmasını isteme hakkı vermektedir. Gerek AİHM gerekse AYM tarafından makul süre yönünden tespit edilmiş kesin bir süre bulunmamaktadır. Nitekim her olayın kendine özgü farklılıkları olduğundan, yargılama süresinin makul olup olmadığı hususunda, davanın özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmaktadır. AİHM ve AYM, yargılamanın makul sürede bitirilip bitirilmediği noktasında davanın karmaşıklığı, başvurucunun davranışları, yetkili makamların kusur ve ihmali, yapısal sorunlar ve uyuşmazlık konusunun başvuru yönünden önemi gibi belirli ölçütleri dikkate alarak değerlendirme yapmaktadır. Ayrıca makul sürenin tespiti için sürenin başlangıç tarihi ile sona erdiği tarih belirlenmektedir. Bu durum, hukuk davalarında ve ceza davalarında farklılık göstermektedir. Makul süre, davaların çabucak sonuçlandırılmasını, özellikle her ne pahasına olursa olsun bir an evvel bitirilmesini hedefleyen bir ilke değildir. Amaç güvenli ve doğru bir şekilde yargılama yapılmasıdır. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmemesi için devletin gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Makul süre değerlendirmesinde davanın sonucu önemli ve etkili değildir. Yani dava makul süre içerisinde sonuçlanmış olsaydı dahi, neticenin değişmeyeceği iddiası, makul sürenin belirlenmesinde devlet lehine bir unsur olarak kabul edilmemektedir. Anahtar Kelimeler: Makul süre, Adil Yargılanma Hakkı, Gecikme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa Mahkemesi.
  • Master Thesis
    İdari yargıda dava açma süreleri
    (2015) Bölükbaşı, Mustafa Oğuzhan
    Hukuk devleti ilkesinin en önemli unsuru; bireylerin idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yoluna gidebilmesidir. Hak arama özgürlüğü olarak nitelendirebileceğimiz bu yol, gerek Anayasa ve gerekse uluslar arası sözleşmelerle güvence altına alınan, adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Bu çalışmada; idari yargı düzenine sahip tüm ülkelerde idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yoluna başvurulmasını önceden belli bir süre içerisinde dava açılmış olma koşuluna bağlayan idari yargıda dava açma süresi incelenmektedir. Dava açma süresi kamu düzenine ilişkindir. Davanın süresinde açılıp açılmadığı yargı yerleri tarafından re'sen incelenir. Dava açma süresi hak düşürücü özellik gösterir. Davanın süresinde açılmamış olması tarafların isteği ya da rızası gösterilerek göz ardı edilemez. Dava açma süresinin değiştirilmesi konusunda tarafların aralarında herhangi bir anlaşmaya varması da mümkün değildir.
  • Master Thesis
    Türk ve Irak hukukunda organ ve doku naklinin hukuki ve cezai boyutu
    (2015) Al-Zuhairi, Alham
    Beşeri organ ve doku nakli eski çağlardan beri yapılmaktadır. Aralarında Türk ve Irak kanunları gibi birçok kanunda düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Organ ve doku nakli canlılardan olduğu gibi ölülerde de alınabilir. Ölülerden organ nakli yapmak canlı olanlardan daha yüksek olup ölülerden nakil yapmak daha faydalı olup çünkü aynı anda birden fazla organ alınarak yine aynı anda birden fazla kişiye nakil işlemi yapılabilmektedir. Eskiden klasik ölüm (Kalp ve solunum yollarının durması) baz alınırken, Kalp ve solunum durduğu zaman kişi ölmüş sayılır. Ancak birçok eleştiri alması ile birlikte beyin ölümü gerçek ölüm olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Vücudun tüm görevsel fonksiyonları tamamen durunca kişi ölmüş sayılmaktadır. Beşeri organ ve doku nakli gerçekleştirmek için kanun tarafından belirlenmiş kanunlar mevcuttur. Türk ve Irak kanunu organ nakli düzenlemek üzere birçok şart ve kanun belirlemiştir. İlaveten bağış yapmak, tam istek ve rızaya bağlanmıştır. Burada nakil işlemi hastanın yararına olmalıdır. Bağış yapacak olan kişinin bağışlamanın psikolojik, ailevi ve sosyal açısından sonuçlarını açık bir şekilde anlatılmalıdır. v Türk ve Irak kanunları olmak üzere Dünyada birçok kanun organ ticaretini yasaklamış olup ve insan haklarını tecavüz olarak kabul etmiştir. Ceza ve hapis gibi bir takım cezalar verilmiştir. Bu cezalar hem suçu işleyen hem de ortak olanlara uygulanmıştır. Kanunlar beşeri organ nakli ile ilgili hususları çok önemsemiş çünkü Allah'ın yarattığı en ulvi canlı ile ilgili bir konu olmuştur.