Hukuk Bölümü Yayın Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/266
Browse
Browsing Hukuk Bölümü Yayın Koleksiyonu by Access Right "info:eu-repo/semantics/openAccess"
Now showing 1 - 20 of 145
- Results Per Page
- Sort Options
Item Citation Count: Ayaydın, Dilhun. "2004 Tarihli 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile 1984 Tarihli Eski 3030 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu nun Karşılaştırılması Üzerine Bir İnceleme", in Erzurumluoğlu Armağanı, Ankara: Ankara Barosu Yayınları, pp. 85-99, 2012.2004 Tarihli 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile 1984 Tarihli Eski 3030 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu nun Karşılaştırılması Üzerine Bir İnceleme(Ankara Barosu, 2012) Ayaydın, Dilhun; 103379; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüItem Citation Count: Duran Uzun, C.; Akgün, M.H.; Sümer, F., "2017'de hukuk ve insan hakları", 2017'de Türkiye, Ankara, Seta Yayın, pp 260-297 ,2018.2017'de hukuk ve insan hakları(Seta Yayın, 2018-02-12) Duran Uzun, Cem; Akgün, Mert Hüseyin; Sümer, Fatma; 19006; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Kamu Hukuku Bölümü, Anayasa Hukuku Anabilim Dalı2017 Türkiye’nin birçok alanda önemli gelişmeler yaşadığı ve bu gelişmelerin hukuk, yargı ve insan hakları alanlarında kendisini gösterdiği bir yıl oldu. “2017’de Hukuk ve İnsan Hakları” başlıklı bu bölümde ilk olarak yasama faaliyetleri incelenecek daha sonra yargı ve insan hakları alanlarında geride bıraktığımız senede yaşanan önemli gelişmelere değinilecektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 2017 yılında yasama faaliyetleri açısından yoğun bir dönem geçirdi. Meclisin bu yılki en önemli gündemini Anayasa değişikliği oluşturdu. Türkiye 1961 Anayasası’nın kabulünden bu yana hükümet sistemi ve 1982 Anayasası’nın yürürlüğe girmesinden kısa süre sonra da sivil anayasa arayışları içine girmişti. Bu arayışların sonucu olarak çeşitli girişimlerde bulunulsa da tatmin edici bir sonuç alınamamıştı. 2016’nın son aylarında ise AK Parti ve MHP temel olarak hükümet sistemi değişikliğini amaçlayan 22 maddelik Anayasa değişikliği teklifini hazırladı ve bu teklif 10 Aralık 2016 tarihinde TBMM’ye sunuldu. Mecliste 21 Ocak’ta Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile kabul edilen teklif 1982 Anayasası’nın yaklaşık yetmiş maddesini değiştirmekte ve parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişi sağlamaktadır. TBMM Genel Kurulunda kabul edilen Anayasa değişikliği hakkında 16 Nisan’da halk oylaması yapılmıştır. Anayasa değişikliği referandum sonucunda yüzde 51,41 evet oyu ile kabul edilmiştir. Değişiklik yürütmenin yanı sıra yargıya dair de önemli hükümler içermektedir. Anayasa değişikliğinin özellikle hükümet sistemine ilişkin olan hükümleri birlikte yapılacak ilk Meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yürürlüğe girecektir. Cumhurbaşkanının siyasi parti üyesi olabilmesi, askeri yargının kaldırılması ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) yeniden yapılandırılması gibi düzenlemeler ise referandumun ardından uygulamaya konmuştur. Yoğun bir yasama dönemini geride bırakan TBMM’nin Aralık 2015–Aralık 2016 tarihleri arasında kabul ettiği yasa sayısı 113 iken geçtiğimiz yılda toplam 285 kanun kabul edilmiştir. Anayasa değişikliği dışında bu yıl çıkarılan kanunların büyük kısmını iki veya çok taraflı uluslararası anlaşmaların uygun bulunmasına ilişkin yasalar oluşturmaktadır. Yasama faaliyetlerinin daha çok uluslararası anlaş- 262 2017’DE TÜRKİYE setav.org malara dair olması iç hukuka ilişkin düzenlemelerin çoğunlukla kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) yapılmasından kaynaklanmaktadır. 2017 yılında Meclis tarafından olağanüstü halin (OHAL) süresinin uzatılması, İçtüzük değişikliği ve sınır ötesi askeri harekatlarda hükümetin yetkilendirilmesi konuları başta olmak üzere 37 Meclis kararı alınmıştır. Uzun yıllardır gündemde olan TBMM İçtüzük değişikliği de bu yıl gerçekleşmiştir. 2017 yılında istinaf mahkemelerinin daha etkin bir seviyeye gelmesi ve alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılmasıyla yargı reformu süreci devam ettirilmiştir. Diğer yandan yargı başta Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olmak üzere terör örgütleriyle yoğun şekilde mücadele edilen bu dönemde etkin bir rol üstlenmiştir. Nitekim halihazırda 15 Temmuz darbe girişimine dair açılan 300’ü aşkın dava bulunmaktadır. Ana davalardan darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast girişiminde bulunulmasına ilişkin dava sanıklara verilen ağır cezalar ile neticelenmiştir. Diğer darbe davalarının da önümüzdeki yıl büyük oranda karara bağlanması beklenmektedir. Darbe girişimine yönelik bu davaların dışında FETÖ’nün paralel devlet yapılanmasına yönelik ülke genelinde binlerce soruşturma ve kovuşturma da devam etmektedir. Bu yıl insan hakları alanında özgürlük-güvenlik dengesinin çok fazla anlam kazandığı bir dönem olmuştur. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ ile etkin mücadele amacıyla ilan edilen OHAL dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 15. maddesi çerçevesinde temel hak ve özgürlükler alanında olağan döneme göre daha ileri tedbirler alınmıştır. Bununla beraber tehdidin ağırlığıyla orantılı olarak başlangıçta alınan ağır önlemlerin zamanla yumuşatıldığı görülmüştür. Örneğin OHAL’in yürürlüğe girmesinden sekiz gün sonra ilan edilen bir KHK ile azami gözaltı süresi otuz güne çıkarılmış ve gözaltına alınan şüphelinin avukatıyla görüşme hakkının beş gün süreyle kısıtlanabileceği öngörülmüştür. Tehdidin ilk günlere nazaran azalması üzerine 23 Ocak 2017’de yeni bir KHK ile gözaltı süresi yedi güne düşürülmüş ve şüphelinin müdafii ile görüşme hakkına ilişkin sınır kaldırılmıştır. OHAL uygulamasının doğası itibarıyla karşılaşılan tehdidi bertaraf etmek amacıyla temel hak ve hürriyetlerle ilgili birtakım tedbirler alınsa da terörle mücadelenin hukuki meşruiyetini korumak ve mağduriyetleri giderebilmek için 23 Ocak 2017’de kabul edilen 685 sayılı KHK ile kamuoyunda kısaca OHAL Komisyonu olarak bilinen “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu” kurulmuştur. Komisyon ile OHAL KHK’ları kapsamında haklarında işlem tesis edilen kişilerin başvuru yapabilecekleri bir idari itiraz yolu oluşturulmuştur. Ayrıca Komisyonun kararlarına karşı yargı yoluna da gidilebileceği için Anayasa gereği yargısal denetime kapalı olan KHK’lar ile yapılan işlemler idare mahkemelerinin denetimine açılmıştır. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) OHAL Komisyonunu Köksal/Türkiye kararında tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olarak tanımıştır. setav.org 263 2017’De HUKUK ve İNSAN HAKLARI OHAL Komisyonunun kurulması ve Komisyonun AİHM tarafından iç hukuk yolu olarak tanınmasıyla birlikte 31 Ekim itibarıyla Türkiye aleyhindeki derdest başvuru sayısı 24 bin 600’den 8 bin 300’e düşmüştür. Adalet Bakanlığı bu sayının önümüzdeki dönemde düşmeye devam edeceğini öngörmektedir. Türkiye 2017 yılında mülteci politikası ile gösterdiği eşi görülmemiş insani duyarlılığını sürdürmüş ve dünyada en çok mülteci barındıran ülke haline gelmiştir. Bununla birlikte Suriyelilerin eğitim ve çalışma koşullarını iyileştirecek düzenlemeler de hayata geçirilmiştir.Item Citation Count: Kurt Konca, Nesibe (2020). "2279 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve 7226 Sayılı Kanun Hükümleri Çerçevesinde Koronavirüs Pandemisinin İcra ve İflas Hukukuna Etkileri", Adalet Dergisi, No. 64, pp. 87-123.2279 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve 7226 Sayılı Kanun Hükümleri Çerçevesinde Koronavirüs Pandemisinin İcra ve İflas Hukukuna Etkileri(2020) Kurt Konca, Nesibe; 46713; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Özel Hukuk BölümüKüresel düzeyde salgın bir hastalık olan Covid-19’un ülkemizde yayılmasını önlemek üzere çeşitli idarî ve kanunî tedbirler alınmıştır. İcra ve iflâs hukukunda alınan tedbirlerin ilki, fevkalâde hallerde tatili düzenleyen İcra ve İflâs Kanunu’nun 330’uncu maddesi çerçevesinde, 22.3.2020 tarih ve 31076 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 2279 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile icra takiplerinin durdurulması ve yeni takip taleplerinin alınmamasıdır. Ardından, 7226 sayılı Kanun ile İcra ve İflâs Kanunu ve takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ile takipler durdurulmuştur. Bu çalışmada, alınan tedbirlerin yorumlanmasına ilişkin önerilerde bulunulmakta; tedbirlerin icra ve iflâs hukukuna etkileri ele alınmaktadır. Bu çerçevede, öncelikle duran takipler ve ertelenen icra takip işlemleri ele alınacak, durmanın konkordato süreçlerine etkileri tespit edilerek, cebrî icra ve yargı uygulamaları olması gereken hukuk açısından değerlendirilmektedir. Ayrıca, salgın sonrası için icra ve iflâs hukuku açısından yeni normal kavramına ilişkin önerilerde de bulunulmaktadır.Item Citation Count: Badur, Emel. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu (818 Sayılı Borçlar Kanunu ile Karşılaştırmalı), Ankara, Ankara Barosu Yayınları, p. 301, 2012.6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu (818 Sayılı Borçlar Kanunu ile Karşılaştırmalı)(Ankara Barosu Yayınları, 2012) Badur, Emel; 52568; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüItem Citation Count: Koşer,N. (2019). "6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Uyarınca Birleşmede Ayrılma Akçesi", Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, No.34, pp.367-385.6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Uyarınca Birleşmede Ayrılma Akçesi(2019-07-29) Koşer, Nihal; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüAyrılma akçesi, Türk hukukunda ilk kez 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiştir. Ticaret şirketlerinin birleşmeleri bakımından iki yönlü işleve sahip olan bu kurum ile birleşmeye katılmak istemeyen ortaklara paylarının gerçek değerini alarak çıkma hakkı tanınmasının yanı sıra şirket içi huzuru bozan azınlık pay sahiplerinin de çoğunluk kararıyla çıkarılması mümkün kılınmıştır. Bu makale kapsamında ayrılma akçesi tüm yönleriyle; hukuki niteliği, çeşitleri, tespiti ve ödenmesi başlıkları altında inceleme konusu yapılmıştır.Item Citation Count: Çopuroğlu, Çağlar, "6356 sayılı sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun grev ve lokavta ilişkin düzenlemeleri", TİSK Akademi, Vol. 8, No. 16, pp. 29-49, (2013).6356 sayılı sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun grev ve lokavta ilişkin düzenlemeleri(2013) Çoğuroğlu, Çağlar; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüToplu iş ilişkilerini düzenleyen 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun yerini alan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, önceki iki düzenlemeyi tek bir kanun altında toplamış ve yeni kanunla birlikte toplu ilişkilerde bazı değişiklikler söz konusu olmuştur. Yeni düzenlemelerde, grev yasakları bakımından daralma söz konusudur ve greve ilişkin süreler, konut hakları, eylem ve propaganda gibi haklar işçi lehine genişletilmiştir. Lokavt da greve karşı bir işveren hakkı olarak yine yasada yer bulmuştur. Bununla birlikte grev hakkı başlı başına bir hak olmaktan ziyade, yine toplu iş sözleşmesi sistemi içerisinde düzenlenmiş olup, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ülkemize öteden beri yöneltmekte olduğu eleştirilerinin yeni düzenlemelerle büyük ölçüde karşılanmadığı görülmektedir.Item Citation Count: Uzun, Cem Duran (2018). "6771 Sayılı kanunla anayasada yargıyla ilgili yapılan düzenlemeler", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Vol.6, No.11, pp.409-433.6771 Sayılı kanunla anayasada yargıyla ilgili yapılan düzenlemeler(2018-06) Uzun, Cem Duran; 19006; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Anayasa Hukuku Anabilim DalıItem Citation Count: Uzun, Cem Duran (2018). "6771 Sayılı Kanunla Anayasada Yargıyla İlgili Yapılan Düzenlemeler", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Vol. 6, No. 11, pp. 409-433.6771 Sayılı Kanunla Anayasada Yargıyla İlgili Yapılan Düzenlemeler(2018) Uzun, Cem Duran; 19006; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Kamu Hukuku Bölümü6771 sayılı Kanunla Anayasada kapsamlı değişiklikler yapıldı ve hükümet sistemi parlamenter sistemden Türkiye’ye özgü bir başkanlık sistemine dönüştürüldü. Bunun yanında yargı ile ilgili de önemli değişiklikler yapıldı. Yargının tarafsızlığı bağımsızlığının yanına eklendi, askeri yargı kaldırıldı ve Hakimler ve Savcılar Kurulu yeniden yapılandırıldı. Yapılan bu değişikliklerin bazıları yerinde olmakla beraber özellikle Hakimler ve Savcılar Kurulunun oluşumuna ilişkin bazı hükümlerinin yeni hükümet sisteminin gerekleri doğrultusunda yeniden ele alınması gerekecektir. Yargının tarafsızlığı, yargının bağımsızlığı ve hakimlik teminatları gibi temel bir ilke olarak Anayasaya eklenmiştir. Yargının bağımsızlığı ile yakın ilişkili olan tarafsızlık kavramının Anayasada açıkça yer almasa da çok sayıda kanunda yer bulduğunu görmekteyiz. Ayrıca insan hakları sözleşmelerinde ve AİHM kararlarında tarafsız mahkeme kavramı adil yargılanma hakkının önemli bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Bu açıdan tarafsızlığın anayasaya eklenmesi yerinde olmuştur. Askeri yargının kaldırılması uzun süredir konuşulmaktaydı ve yeni anayasa çalışmalarında bu konuda genel bir görüş birliği oluşmuştu. Bu sebeple hem askeri yüksek yargının hem de ilk derece askeri mahkemelerin kaldırılması konusunda herhangi bir tartışma olmamıştır. Hakimler ve Savcılar Kurulunun oluşumunda adliyelerde yapılan seçimlerin kaldırılması adliyeleri siyasallaştırması ve kamplaşmaya sebep olması sebebiyle yerinde olmuştur. Ancak Kurulun oluşumunda yargı organlarına hiç yer verilmemesi ve tamamen TBMM ve Cumhurbaşkanının yetkili olması eleştirilere sebep olmuştur.Item Citation Count: Güven, Şirin (2020). "AB’nin ‘Dijital Tek Pazar Hedefi’ Çerçevesinde Coğrafi Engellemeler (Geoblocking) ile Mücadelesi(*) -2017/1128 Sayılı Sınır Ötesi Taşınabilirlik Tüzüğü ve 2018/302 Sayılı Haksız Coğrafi Engellemeler Tüzüğü’ne Genel Bakış", Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol. 5, No. 1, pp. 1651-1670.AB’nin ‘Dijital Tek Pazar Hedefi’ Çerçevesinde Coğrafi Engellemeler (Geoblocking) ile Mücadelesi(*) -2017/1128 Sayılı Sınır Ötesi Taşınabilirlik Tüzüğü ve 2018/302 Sayılı Haksız Coğrafi Engellemeler Tüzüğü’ne Genel Bakış(2020) Güven, Şirin; 17419; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Özel Hukuk BölümüAB Komisyonu, dijital çağın sunduğu ekonomik ve sosyal faydalardan daha fazla yararlanmak amacıyla AB Tek Pazarı’nı çevrimiçi ortama genişletmeye karar vermiş ve Avrupa İçin Dijital Tek Pazar Stratejisi’ni yayınlamıştır. Strateji’de öngörülen tedbirlerden bir tanesi, çevrimiçi hizmetlere erişimi engelleyen haksız coğrafi engellemeleri ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla Komisyon, sırasıyla, kapsamı daha dar olan Çevrimiçi İçerik Hizmetlerinin Sınır Ötesi Taşınabilirliği Hakkında AB Tüzüğü ve sonrasında coğrafi engellemeleri daha genel bir çerçevede yasaklayan Haksız Coğrafi Engellemeler Hakkında Tüzüğü yayımlamıştır. Bununla birlikte, bu tür engellemelere en sık başvurulan görsel-işitsel hizmetlerin kapsam dışında bırakılması nedeniyle Haksız Coğrafi Engellemeler Hakkında Tüzük ’ün, konuya yeni bir yaklaşım ya da çözüm getirmediği, bu nedenle Dijital Tek Pazar’ın oluşumuna önemli bir katkıda bulunmadığı söylenebilir.Item Citation Count: Kurt Konca, Nesibe; Selçuk, S. (2021). "Adî Konkordatoda Rehinli Malın Satış Yasağı Ve İstisnaları", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, No.18, pp.145-189.Adî Konkordatoda Rehinli Malın Satış Yasağı Ve İstisnaları(2021) Kurt Konca, Nesibe; Selçuk, Seyhan; 46713; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümü7101 sayılı Kanun ile İcra ve İflâs Kanunu’nun konkordatoya ilişkin maddelerinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerden birisi konkordato mühleti içerisinde rehnin paraya çevrilmesi yasağını düzenleyen İİK m. 295/I hükmüdür. İlgili düzenlemeye göre, rehin alacaklısı konkordato mühleti içerisinde borçluya karşı rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatabilir ancak, rehinli mal muhafaza altına alınamaz ve satışı yapılamaz. Bununla birlikte 7327 sayılı Kanun ile İİK m. 295’e ikinci fıkra eklenmek suretiyle rehnin paraya çevrilmesi yasağına birtakım istisnalar getirilmiştir. Bu çalışmada, öncelikle konkordato mühleti içerisinde rehnin paraya çevrilmesi yasağı ve söz konusu yasağın geçerli olacağı zaman aralığı üzerinde durulmuştur. Daha sonra ise, yasağın kapsamına giren rehinli alacaklılardan ne anlaşılması gerektiği belirtilmiştir. Son olarak, mühlet içerisinde rehnin paraya çevrilmesi yasağının istisnaları, satışa izin verilmesi ve satışın ne şekilde yapılacağı ile satıştan elde edilen gelirin nasıl ödeneceği konuları ele alınmıştır.Item Citation Count: Yücel, Mustafa T. (2016). "Adli Sosyal Hizmet Anlayışında Gerçekçi Yaklaşım", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol.65, No.4, pp.3715-3734.Adli Sosyal Hizmet Anlayışında Gerçekçi Yaklaşım(2016) Yücel, Mustafa T.; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümüispanyolca dilinde cümlenin başında (¿) ters dönmüş bir soru işareti ilebaşlarken ben de tebliğimi doğru soru işaretleri ile başlamak istiyorum.1. Adalet sistemine ait her özel niteliğin şu iki yönlü soru ile irdelenipirdelenmediği: Hangi işleve hizmet için var olduğu? Ve bu işlev yerinegetiriliyor mu? Örneğin Cezaevleri genel müdürlüğü web sitesindeArdınç programı çerçevesinde psiko-sosyal eğitici amaçlı on beşyayının de facto gerçekliği var mıdır?2. Adli sistemdeki sosyal hizmet anlayışı/uygulaması/ biçimsel görüntüötesinde işlevsel gerçekliği hiç sorgulandı mı?3. Sosyal hizmet uzmanları doğru bildiklerini uygulayabilmeolanaklarına sahip olabildiler mi? Adli sistemdeki aktörlerle semboliketkileşime girebiliyorlar mi? Yeni Türk Ceza Siyaseti miladı olan 2005yılından bu tarihe dek aktörlerin zihniyet kalıplarında bir değişiminetanık olundu mu?4. Yeni bir vizyon/köklü çözüm/hukuk fakültelerinde klinik çalışmalar/mevcut klinik çalışmaların niteliğinin terapötik hukukuygulamasındaki katkısı irdelendi mi?Item Citation Count: Yücel, Mustafa T. (2015). "Adli yargıda makul süre felsefesi ve matematiği", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Vol. 27, No. 117 ,pp. 35-53.Adli yargıda makul süre felsefesi ve matematiği(2015) Yücel, Mustafa T.; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümü: Genelde, yönetim sisteminde performansın bir kısmı olarak adli mahkemelerin faaliyetleri değerlendirme konusu olmaktadır. Bu çalışmamızda yargılama ve sonrası geçen süre itibariyle bir değerlendirmeye tanık olunacaktır. Bu konu özünde adli işlerin organizasyonu için optimum sürenin saptanması sorusunu gündeme getirmektedir. Bu saptama kuşkusuz, adalete güven duygusunun yerleşmesi için atılacak ilk adımdır. Bu çalışmada yapılan ceza/hukuk davalarının her evresine özgü ortalama süreler(gün) olarak sergilenmiştir. Geneldeki görüntü ötesinde bireysel davalara bakıldığında beş yıl ve fazla süren davaların sayısal değeri küçümsenmeyecek orandadır. Bu süre aşımını etkileyen ve yapay iş yaratan değişkenler arasında adli kırtasiyecilik yer almaktadır. Adalet kırtasiyeciliği, kuşkusuz, adaletin kendisi değildir.Item Citation Count: Efem, Gül (2003). "Agency Agreements In American Law;Comparısıon With Turkish Civil Law", Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, vol. 5, No. 2, pp. 249-263.Agency Agreements In American Law;Comparısıon With Turkish Civil Law(2003) Efem, Gül; 233446; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüAgency is a relationship between two persons whereby one of them (the agent) is authorized to act for and on behalf of the other (the principal). Within the scope of authority the principal grants the agent. Agency relationship is one of the most common legal relationships. By virtue of agency device, one person can make contracts at numerous places with many different parties at the same time. Thus disputes based upon contract law and tort law may arise out of transactions or work done by others. In the article agency in American Law is given much more detailed because of the differences from theTurkish Law.Item Citation Count: Badur, Emel; Turan Başara, Gamze, "Aile Hukukunda Sadakat Yükümlülüğü Ve İhlalinden Kaynaklanan Manevi Tazminat İstemi", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol. 65, No. 1, pp. 101-136, (2015).Aile Hukukunda Sadakat Yükümlülüğü Ve İhlalinden Kaynaklanan Manevi Tazminat İstemi(2016) Badur, Emel; Turan Başara, Gamze; 19115; 52568; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüBoşanmada manevî tazminat talebiyle ilgili olarak son zamanlarda tartışma konusu olan meselelerden biri de aldatılan eşin, eşinin ilişki kurduğu kişiden manevî tazminat talebinde bulunup bulunamayacağıdır. Yargıtay, yakın bir tarihe kadar konuya ilişkin kararlarında, aldatılan eşin, eşinin ilişki kurduğu kişiden manevî tazminat talep edebileceği yönünde bir görüş benimsemiştir. Yargıtay eski tarihli kararlarında evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliğinin diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğuna, bu eyleme evliliği bilerek katılan kişinin de, diğer eşin uğradığı zararlardan aldatan eş ile birlikte müteselsilen sorumlu olacağını belirtmiştir. Ancak Yargıtay, 07.05.2015 tarihli kararında farklı bir görüş benimseyerek, davâlının evli bir kimseyle birlikteliğinin, aldatılan eşin kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle, aldatılan eşin, eşinin ilişki kurduğu kişiden manevî tazminat talep edemeyeceğine hükmetmiştir. Üçüncü kişinin, aldatılan eşin kişilik hakkı ihlâlinden kaynaklanan bir haksız fiil sorumluluğundan söz etmek mümkün değildir. Zîrâ bir kimsenin eşi tarafından aldatılmamasını isteme hakkını içeren herkese karşı ileri sürebileceği bir kişilik hakkı mevcut değildir. Burada sadece sadakat yükümlülüğünün ihlâli söz konusudur. Sadakat yükümlülüğünü eş ihlâl ettiğine göre, bu durumda aldatılan eş, üçüncü kişiden değil; doğrudan diğer eşten bir tazminat talebinde bulunabilir. Diğer taraftan evlilik sadece iki kişi arasında bir sözleşme olup, eşler dışındaki kimseler için yükümlülükler doğurmaz. Dolayısıyla üçüncü kişinin diğer eşe karşı sadakat yükümlülüğü olmadığından, bu kişiye karşı sadakat yükümlülüğünün ihlâlinden kaynaklanan bir manevî tazminat davası açılamaz.Item Citation Count: Gümüşlü Tunçağıl, Gülce (2019). "Aile İkamet İzni ve Kadın Eşin Durumu", II. Uluslararası Kadın ve Hukuk Sempozyumu, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, ss. 731-745.Aile İkamet İzni ve Kadın Eşin Durumu(Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2019-12) Gümüşlü Tunçağıl, Gülce; 45484; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Özel Hukuk BölümüItem Citation Count: Turhan, Mehmet (2020). "Albert Venn Dicey’nin Hukuk Devleti Anlayışının Işığı Altında Türk Anayasa Mahkemesi’nin Kararları", Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol. 5/3, No. 1, pp. 3227-3258.Albert Venn Dicey’nin Hukuk Devleti Anlayışının Işığı Altında Türk Anayasa Mahkemesi’nin Kararları(2020) Turhan, Mehmet; 5382; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Kamu Hukuku BölümüHukuk devleti vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları, devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir devleti anlatır. Joseph Raz’ın ileri sürdüğü yaygın bir biçimde hukuk devletinin hemen hemen her “iyi şeyi” ifade etmesine güzel bir örnek Türk Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda verdiği kararlardır. Eğer bir ideal bu denli serbestçe anlamlandırılırsa kesinlikten yoksun müphem bir ideal haline gelecektir. Demokrasi açısından sakıncalı olabilecek olan bu durumdan kurtulmak için eğer hukuk devleti ilkesi anayasa yargısında ölçü norm olarak kullanılacaksa, ülkemiz açısından gerekli olabilecek değişiklikleri göz önüne aldıktan sonra Albert Venn Dicey’nin hukuk devleti anlayışından yararlanılabileceği ileri sürülmüştür.Item Citation Count: Mazlum, İsmet (2020). "Alman Hukuku’nda Aile Arabuluculuğu", Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol. 5, No. 1, pp. 2359-2383.Alman Hukuku’nda Aile Arabuluculuğu(2020) Mazlum, İsmet; 17756; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Özel Hukuk BölümüAile arabuluculuğu, arabuluculuğun bir uygulanma alanı olarak kabul edilmektedir. Aile arabuluculuğunun içeriği, ilkeleri ve uygulanmasına ilişkin düzenlemeler, Almanya’da, “Aile Arabuluculuğu Federal Çalışma Topluluğu (Bundes-Arbeitsgemeinschaft für Familien-Mediation e.V-BAFM)” tarafından yerine getirilmektedir. Bu kapsamda, aile hukuku bakımından evlilik devam ederken ortaya çıkan uyuşmazlıklar ile evlilik sonrasına ilişkin uyuşmazlıkların çözümüne dair kurallar Aile Arabuluculuğu Federal Çalışma Topluluğu (BAFM) tarafından hazırlanmış olan yönergede yer almaktadır. Aile arabuluculuğu sözü edilen uyuşmazlıkların çözümünde, özellikle, hukukî ve psikolojik sorunlar bakımından uygulama alanı bulmaktadır. Günümüzde, aile hukukuyla ilgili uyuşmazlıklarda, özellikle ayrılık ve boşanmalarda, taraflar, uyuşmazlığın çözümü için daha elverişli yollar aramaya başlamıştır. Bu durumun en önemli sonucu aile hukuku uyuşmazlıkları bakımından arabuluculuk yoluna başvurma ihtiyacının artması olmuştur. Nitekim, arabuluculuk, aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde, taraflara, uyuşmazlığın hem psiko-sosyal hem de hukukî yönlerini görme, böylece çok yönlü değerlendirme yapabilme olanağı sağlarItem Citation Count: Başara, Gamze T. (2017). "Ana İle Evlilik Dışında Doğan Çocuk Arasındaki İlişkiyi Düzenleyen Türk Medeni Kanunu Hükümlerinin Değerlendirilmesi", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, No.131, pp.211-238.Ana İle Evlilik Dışında Doğan Çocuk Arasındaki İlişkiyi Düzenleyen Türk Medeni Kanunu Hükümlerinin Değerlendirilmesi(2017) Başara, Gamze Turan; 19115; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüTMK'nun 337/I. maddesine göre, evlilik dışında doğan çocuğun velayeti anada olup sonradan çocukla baba arasında soybağının kurulması, ananın tek başına velayet hakkına sahip olmasını etkilemez. Buna karşılık çocuğun soyadının değişmesine sebep olur. Evlilik dışı doğan çocuk, babayla arasında soybağı ilişkisi kurulmuşsa babanın, kurulmamış ise ananın soyadını alır. Böyle bir durumda velayet hakkı sahibi ana ile çocuğun soyadının farklı olması sonucu ortaya çıkacak olup bunun, günlük yaşamda başta velayet hakkının ispatı olmak üzere bir takım zorluklara sebebiyet vermesi muhtemeldir.Item Citation Count: Turhan, M. (2012). "Anayasa Hukukunda Hükümet Sistemi Tartışmaları", Liberal Düşünce Dergisi, No.66, pp.57-75.Anayasa Hukukunda Hükümet Sistemi Tartışmaları(2012-04-01) Turhan, Mehmet; 5382; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüHiç kuşkusuz yapılması düşünülen yeni anayasanın felsefî temelinin demokratik, özgürlükçü, çoğulcu ve açık toplum anlayışına uygun olması gerekir. Bu ise 1982 Anayasasının arkasında yatan düşüncenin tam karşıtı bir düşünceyle anayasa hazırlamak demektir. Bunu açıklamak gerekirse şunlar söylenebilir: 1982 Anayasasının tam tersine yeni anayasa ideolojik bakımdan tarafsız olmalıdır. Bu ilke anayasanın felsefî-ideolojik nitelikli herhangi bir projeyi onaylamaması ve hiçbir felsefî-dinî-ahlâkî anlayışa karşı önyargı içermemesini gerektirir. Yeni anayasada devleti herhangi bir etnik-kültürel toplulukla özdeşleştiren veya etnik imaları olan hiçbir ifadeye de yer vermemek doğru olacaktır. Yine yapılacak olan anayasada 1924 anayasasında yer alan özgürlük” tanımına yer verilmelidir. 1924 Anayasasının özgürlük tanımı şöyleydi: “Hürriyet, başkasına muzır olmayacak her türlü tasarrufta bulunmaktır. Hukuk-u tâbiiyeden olan hürriyetin herkes için hududu başkalarının hudud-u hürriyetidir.” O hâlde yeni anayasada da özgürlüklerin doğal hukuktan kaynaklandığı belirtilmeli ve devletin bu hakları tanımak zorunda olduğu vurgulanmalıdır. Kişilerin haklarının anayasada yazılı olanlardan ibaret olmadığı özellikle belirtilmelidir.1 Hangi hükümet sistemi tercihi edilirse edilsin, o hükümet siteminin yukarıdaki felsefî görüşe uygun olması gerekir.Item Citation Count: Acar, A. (2017). "Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa Madde 90/5 Hakkındaki Zımni İlga Tespiti Ve İnsan Haklarına Dayalı (Yeni Bir) Yargısal Denetim", Anayasa Hukuku Dergisi, Vol.6, No.11, pp.137-189.Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa Madde 90/5 Hakkındaki Zımni İlga Tespiti Ve İnsan Haklarına Dayalı (Yeni Bir) Yargısal Denetim(2017) Acar, Ali; 140373; Çankaya Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk BölümüBu makale, Anayasa'nın 90. madde, 5. fıkra hükmünün, Anayasa Mahkemesi tarafından bazı bireysel başvuru kararlarında yorumladığı biçimiyle bir zımni ilga hükmü olup olmadığı tartışmasını ele almaktadır. Ayrıca makale, zımni ilga tartışmasına bağlı ve ondan bağımsız olarak, Anayasa'nın 90. maddesine 2004 yılında yapılan değişiklikle birlikte ve sözü edilen Anayasa Mahkemesi kararlarından sonra, Türkiye'deki anayasallık denetim modeline benzer yeni bir yargısal denetim modeli getirilip getirilmediğine ilişkin bir tartışmayı yapmayı amaçlamaktadır. Makalenin vardığı temel sonuç, 90. maddenin 5. fıkra hükmünün zımni ilga hükmü olarak değerlendirilemeyeceği ve Türkiye'de anayasallık denetiminin artık saf olarak Avrupa ya da Kelsenci modele ait olarak kabul edilemeyeceği yönündedir, tabi teorik olarak mümkün olan yeni model uygulamaya aktarıldığı ölçüde.