Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/15956

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 29
  • Master Thesis
    Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu
    (2016) Selbes, Ece
    Çalışmamızın konusunu Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (TCK m.188) oluşturmaktadır. Uyuşturucu ve uyarıcı madde bağımlılığı insan ve toplum sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle önemlidir. Konu ile ilgili olarak mevzuatımızda Türk Ceza Kanununda ve özel kanunlarda yapılan düzenlemeler ile gerekli denetimler yapılmaktadır. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları için ağır yaptırımlar öngörülmüştür. Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımının artarak yaygınlaşmasını önlemek amacıyla söz konusu maddelerin imal ve ticaretinin denetlenmesi önemlidir. İlk bölümde uyuşturucu veya uyarıcı madde kavramı, tanımı, çeşitleri incelenmekte, ilgili uluslararası sözleşmeler, örgütler ve iç hukukumuzda yer alan düzenlemeye değinilmektedir. İkinci bölümde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu kapsamında, hukuki konu, maddi konu, suçun faili ve mağduru ve suçun kanuni unsuru, maddi unsuru, manevi unsuru ve hukuka aykırılık unsuru incelenmiştir. Üçüncü bölümde suçun özel görünüş biçimleri, suçun nitelikli halleri, yaptırım, etkin pişmanlık, zamanaşımı, soruşturma ve kovuşturma konuları incelenmiştir. Sonuç kısmında çalışmamızda yer alan konular genel olarak özetlenmiş ve değerlendirilmiştir.
  • Master Thesis
    Ceza Muhakemesi Hukukunda arama
    (Çankaya Üniversitesi, 2016) Dönmez, Pınar
    Tezimizin konusu Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama'dır. Önleme araması olarak aramaya kısaca değinmekle birlikte, koruma tedbiri olarak arama konusunu ayrıntılandırmış bulunmaktayız.Bu çalışmanın amacı arama koruma tedbirinin, insan onurunun dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, vücut dokunulmazlığı, konut dokunulmazlığı hakları başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklere ve insan haklarına doğrudan müdahale eden bir koruma tedbiri olduğundan, bu tedbiri ayrıntılı bir şekilde ele almak, hukuka aykırı aramayı incelemek, özelikle askeri mahallerde arama konusunu ayrıntılandırarak, insan hakları temelinde güncel olay ve yargı paketleri dahil son değişikliklerle mevzuatı incelemek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da dahil olmak üzere yargı kararlarına değinmek, teori ve pratik karşılaştırılarak, doktrindeki görüşleri ve pratikteki uygulamaları tartışmaktır.
  • Master Thesis
    Türk Ceza Kanununda cinsel saldırı suçu
    (2016) Deniz, Hüseyin
    5237 sayılı TCK'nın 102. maddesinde yer alan cinsel saldırı suçu 18.06.2014 tarihinde 6545 sayılı yasa ile yeniden düzenlenerek madde metninde bir takım değişiklikler yapılmıştır. 6545 sayılı yasa öncesi 102. maddenin 1. fıkrasında; "bir kimsenin cinsel amaçlarla vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi halinde mağdurun şikayeti üzerine cezalandırılır" denmek suretiyle basit hali düzenlenmişti. 2. fıkrasında; bu suçun organ veya sair cisim sokmak şeklinde işlenmesi halindeki nitelikli hali düzenlenmişti. Ayrıca ikinci fıkrada bu suçun eşler arasında işlenmesi durumunda soruşturulması ve kovuşturulması şikayet koşuluna bağlanmıştı. Aynı yasanın 3. Fıkrasında ağırlaştırıcı haller düzenlenmiştir. Bu haller; beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak kişiye karşı işlenmesi, kamu görevinin ve hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanmak suretiyle işlenmesi, 3. derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi bulunan kişiye karşı işlenmesi, son olarak da silahla veya birden fazla kişi ile birlikte işlenmesidir. 4. fıkrasında mağdura karşı kullanılan cebir direncinin kırılmasının ötesinde ise failin ayrıca kasten yaralamadan sorumlu olacağı düzenlenmişti. 5. fıkrasında mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması ve 6. Fıkrada da mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi şeklinde netice sebebiyle ağırlaşmış halleri düzenlemişti. 6545 sayılı yasa ile 102. maddede bir takım değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikler şunlardır; 765 sayılı yasa döneminde sarkıntılık suçu sözlü ve vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde işlenebiliyordu. 5237 sayılı Yasanın 102. maddesinin ilk halinde vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde gerçekleşen sarkıntılık suçuna yer verilmemiştir. Yeni Türk Ceza Kanunu sözlü sarkıntılığa cinsel taciz suçu adı altında yeniden yer vermiştir. 6545 sayılı yasa ile vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde gerçekleşen sarkıntılık suçu 102. maddeye eklenmek suretiyle yeniden düzenlenmiştir. 3. Fıkrada yer alan nitelikli hallere; vesayet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle işlenmesi, üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından işlenmesi ve insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi halleri gibi yeni nitelikli haller eklenmiştir. 4. fıkra; cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralamanın ağır neticelerine neden olması halinde fail ayrıca kasten yaralamadan sorumlu olur şeklinde yeniden düzenlenmiştir. 5. fıkrada yer alan beden veya ruh sağlığının bozulması şeklindeki netice sebebiyle ağırlaşmış haller yasa metninden çıkarılmıştır.
  • Master Thesis
    İdari yargıda dava açma süreleri
    (2015) Bölükbaşı, Mustafa Oğuzhan
    Hukuk devleti ilkesinin en önemli unsuru; bireylerin idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yoluna gidebilmesidir. Hak arama özgürlüğü olarak nitelendirebileceğimiz bu yol, gerek Anayasa ve gerekse uluslar arası sözleşmelerle güvence altına alınan, adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Bu çalışmada; idari yargı düzenine sahip tüm ülkelerde idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yoluna başvurulmasını önceden belli bir süre içerisinde dava açılmış olma koşuluna bağlayan idari yargıda dava açma süresi incelenmektedir. Dava açma süresi kamu düzenine ilişkindir. Davanın süresinde açılıp açılmadığı yargı yerleri tarafından re'sen incelenir. Dava açma süresi hak düşürücü özellik gösterir. Davanın süresinde açılmamış olması tarafların isteği ya da rızası gösterilerek göz ardı edilemez. Dava açma süresinin değiştirilmesi konusunda tarafların aralarında herhangi bir anlaşmaya varması da mümkün değildir.
  • Master Thesis
    Türk ve Irak hukukunda organ ve doku naklinin hukuki ve cezai boyutu
    (2015) Al-Zuhairi, Alham
    Beşeri organ ve doku nakli eski çağlardan beri yapılmaktadır. Aralarında Türk ve Irak kanunları gibi birçok kanunda düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Organ ve doku nakli canlılardan olduğu gibi ölülerde de alınabilir. Ölülerden organ nakli yapmak canlı olanlardan daha yüksek olup ölülerden nakil yapmak daha faydalı olup çünkü aynı anda birden fazla organ alınarak yine aynı anda birden fazla kişiye nakil işlemi yapılabilmektedir. Eskiden klasik ölüm (Kalp ve solunum yollarının durması) baz alınırken, Kalp ve solunum durduğu zaman kişi ölmüş sayılır. Ancak birçok eleştiri alması ile birlikte beyin ölümü gerçek ölüm olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Vücudun tüm görevsel fonksiyonları tamamen durunca kişi ölmüş sayılmaktadır. Beşeri organ ve doku nakli gerçekleştirmek için kanun tarafından belirlenmiş kanunlar mevcuttur. Türk ve Irak kanunu organ nakli düzenlemek üzere birçok şart ve kanun belirlemiştir. İlaveten bağış yapmak, tam istek ve rızaya bağlanmıştır. Burada nakil işlemi hastanın yararına olmalıdır. Bağış yapacak olan kişinin bağışlamanın psikolojik, ailevi ve sosyal açısından sonuçlarını açık bir şekilde anlatılmalıdır. v Türk ve Irak kanunları olmak üzere Dünyada birçok kanun organ ticaretini yasaklamış olup ve insan haklarını tecavüz olarak kabul etmiştir. Ceza ve hapis gibi bir takım cezalar verilmiştir. Bu cezalar hem suçu işleyen hem de ortak olanlara uygulanmıştır. Kanunlar beşeri organ nakli ile ilgili hususları çok önemsemiş çünkü Allah'ın yarattığı en ulvi canlı ile ilgili bir konu olmuştur.
  • Master Thesis
    Bi̇r koruma tedbi̇ri̇ olarak Ceza Muhakemesi̇ Hukunda tutuklama
    (2014) Boztoprak, Atilla
    Ceza muhakemesi hukukun amacı; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve izlenecek yolun ayrıntılı şekilde ortaya konulmasıdır. Bu işlemler sırasında kişi hak ve özgürlüklerine müdahale niteliği doğurabilecek bazı tedbirlere ihtiyaç duyulabilir. Tutuklama söz konusu tedbirlerden en ağır sonuçları olan bir tedbirdir ve özgürlüğün kısıtlanması sonucunu doğurur. İşte bu denli sonuçları olan tutuklamanın keyfiliğin önlenmesi amacıyla Anayasa ve yasa ile düzenlenmesi gerekir. Anayasa'nın 19. maddesi ile kişi hürriyetinin hangi hallerde kısıtlanabileceği ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde de insan hak ve özgürlüklerine müdahale olan tutuklama ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100-108. maddeleri arasında tutuklamaya ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Ceza Muhakemesi Kanun'unda öncelikle tutuklama nedenleri düzenlenmiş, tutuklama kararının nasıl verileceği, azami tutukluluk süreleri düzenlenmiş, tutukluluğun sona ermesi halleri ile salıverilen tutuklunun yükümlülükleri belirlenmiştir.Tutuklanan kişinin sahip olduğu haklar ve yükümlülükler de Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da ayrıntılı şekilde düzenleme yapılmıştır.
  • Master Thesis
    Uluslararası belgeler ve Türk Hukukunda eğitim hakkı
    (2014) Koçyiğit, Savaş
    Bu çalışmada eğitim hakkı, Türk Hukuku ve Uluslararası düzenlemeler çerçevesinde incelenmiştir. Eğitim ve eğitim hakkı kavramlarının ne anlama geldiği ifade edilmiş, daha sonra uluslararası düzenlemelerde ve özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1. Protokol'ün 2. Maddesi kapsamına eğitim hakkının ne şekilde düzenlendiği ve sınırları incelenmiştir. Sonrasında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları'nda eğitim hakkının tarihsel süreç içerisinde geçirdiği değişiklikler anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışma içerisinde sonuç olarak ise, Türkiye'deki eğitim hakkına ilişkin belirlenen sorunlar, uluslararası düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmiş ve bu sorunlara ilişkin çeşitli çözüm önerileri maddeler halinde sıralanmıştır. Tüm bu incelemeler çerçevesinde, eğitime hakkına ilişkin olarak başta Anayasamız olmak üzere ciddi yasa değişikliklerin yapılması ve eğitim hakkı düzenlenirken, ideolojik yaklaşımlardan uzak durulması gerektiği anlaşılmıştır.
  • Master Thesis
    Türk Ceza Hukukunda suça teşebbüs
    (2013) Topsakal, Gültekin
    Teşebbüsü, bir suç işleme kararını alan failin, suç yolunda ilerleyerek işlemeyi kastettiği suça ilişkin gerekli hazırlıkları yapıp icra hareketlerine başlamasına rağmen elinde olmayan nedenlerden ötürü, işlemek istediği suçu sonuçlandıramaması olarak tanımlayabiliriz. Fail, bir düşünce aşamasından geçerek suç işleme kararı almış, kastettiği suça ilişkin gerekli hazırlıkları yapmış, ardından icra hareketlerine başlamıştır. Fakat icra hareketlerini gerçekleştirirken bazen bu hareketle dış etkenler tarafından kesintiye uğratılmış, bazen de gerekli icra hareketleri tam anlamıyla yerine getirilmiş ancak fail tarafından istenilen sonuç gerçekleşmemiştir. Her ne kadar istenilen sonuç gerçekleşmemiş olsa bile failin o aşamaya kadar ki yaptığı eylemlerin cezasız kalması adalet duygusuyla bağdaşmayacaktır. Bu nedenle teşebbüsün cezalandırma nedeni olarak öğretide farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşlerden objektif teoriyi nedensellik görüşüne dayandıran yazarlara göre; tamamlanmış bir suçun var olabilmesi için yapılan hukuka aykırı hareket ile meydana gelen sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmektedir. Subjektif görüşe göre ise; teşebbüs aşamasında kalan bir suç tipinde, hukuka aykırı fiilin kanuni tanımında yer alan sonuç kısmı bulunmamaktadır. Bu görüşe göre istenilen sonuç gerçekleşmese bile failin suçlu iradesi cezalandırılmalıdır. Ceza kanunlarının amacı bir toplumdaki huzur ve güvenliği sağlamanın yanında, o toplumdaki insanların bireysel ve toplumsal menfaatlerini de korumaktır. Bilindiği üzere kanunlar bir yasama organı vasıtasıyla hazırlanır. Kanun koyucu, topluma zarar verdiği ya da vereceğini düşündüğü eylemleri yaptırım altına alarak yasaklar. Bu yasaklamalar ise ceza kanunlarında belirtilen suç tipleridir. Kanun koyucu genelde hukuka aykırı kabul edilen bir eylemin tamamlanmış halini cezai yaptırım altına almıştır. Ancak bazen de kastedilen sonuçlar gerçekleşmeyerek, kanun koyucunun düzenlediği tipiklik unsuruyla örtüşmemektedir. Yani bazen suçlar teşebbüs aşamasında kalarak tehlikelilik hali yaratmaktadırlar. Bu gibi durumlar da kanun koyucu tarafından hoş karşılanmamakta, yaptırım altına alınması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Kanun koyucunun teşebbüsü düzenleme kastı da bu nedenledir. Teşebbüs halinde kalmış suçlarda sonuç gerçekleşmemiş olsa, zarar meydana gelmese bile toplum düzeni üzerinde somut bir tehlike yaratmaktadır. Teşebbüsün maddi ve manevi olmak üzere iki unsuru vardır. Suça teşebbüsün Ceza Kanunumuzdaki düzenleniş şekline göre; maddi unsur olarak İcra Hareketlerine Başlama, Hareketin Elverişli Olması, İcra Hareketlerine Tamamlanamaması şartları, manevi unsur olarak da kast öğesi kabul edilmiştir. 5237 Sayılı TCK'nın 35. Maddesinde ?Bir kişi işlemeyi kastettiği bir suçu?? şeklinde bir ifade kullandığı için, ancak kasten işlenebilen suçlarda teşebbüsün mümkün olabileceğini sonucuna varmaktayız. Olası kastla işlenebilen suçlara teşebbüsün mümkün olup olmadığına ilişkin öğretide bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bir kısım yazarlar olası kastla işlenebilen suçlara teşebbüsün mümkün olduğunu savunurken, bir kısım yazarlar da bu tür suçlara teşebbüsün mümkün olmadığını savunmaktadırlar. Buna karşın taksirli suçların teşebbüse elverişli olmadığına ilişkin öğretide tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Ayrıca kanun koyucu kimi suçların teşebbüs aşamasında kalmış olması ile tamamlanmış olması arasında bir ayrım gözetmemiştir. Eğer bir suçun tamamlanış olmasıyla teşebbüs aşamasında kalmış olması arasında bir ayrım olmayan suçlara ?Kalkışma Suçları? denilmektedir. Bir başka tanımla, kanun koyucunun korumak istediği menfaatin önemini dikkate alarak, tamamlanmasını öne aldığı suçlardır. Bu durumda, bu tip suçlarda, henüz hukuki korumanın konusunu oluşturan varlığa zarar vermeyen hareketlerin, tamamlanmış suç olarak kabul edilmesi olarak tanımlanmaktadır.
  • Master Thesis
    Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti ve denetlenmesi
    (2013) Şen, Eren
    Bu çalışma, bir koruma tedbiri olan telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespitlerini ve denetlemelerini incelemektedir. Çalışmamızda telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti ve denetlenmesi tedbirine başvurulabilecek haller, şartları ve mukayeseli hukuk ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu tedbire yaklaşımı incelenmiştir.
  • Master Thesis
    Hekimin cezai sorumluluğu
    (2013) Özalp, Faruk
    Tıp ve ceza hukuku temelde anlam olarak birbirinden farklı olarak gözükse de, toplumsal hayatta sürekli olarak birlikte olması gereken kavramlardır. İnsanlık tarihi kadar köklü mesleklerden biri olan tıp mesleği sürekli gelişmeye bağlı olarak varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Çağdaş hukuk düzeni, tıp mesleğinin icrasını bir hak olarak tanımış, ancak bu hakkın sınırını da kişilik hakları ve diğer düzen oluşturan kurallarla çizmiştir. Tıp mesleğinin önemli aktörlerinden biri olan hekim, mesleği icra ederken söz konusu uluslararası sözleşmelerle ve ilgili kanunlarla güvence altına alınan kişilik haklarını ihlal ederse bu durumda hekimin cezai sorumluluğu gündeme gelecektir. Başka bir ifadeyle, hekime verilen tıbbi müdahalede bulunma görevi ve bu görevle birlikte verilen hak ve bu hakkın kullanması sırasında donatılmış yetkiler, zamanında ve usulüne uygun kullanılmayacak olursa ve neticede bir zafiyet doğarsa bu durumda hekim sorumlu olacaktır. Söz konusu çalışmamızda hekimin cezai sorumluluğunu, ayrıntılı bir şekilde ve ceza hukukunda yapılan son değişiklikler ile birlikte Yargıtay kararlarına değinerek anlatıp tıp ceza hukukuna bir nevi katkı sağlamayı amaçladık. Bilindiği üzere yapılan yasal düzenlemelerle kişi, kendi bedeni üzerindeki haklarının korunmasını talep etme hakkına sahiptir. Kişinin, yaşam hakkı üzerinde belli istisnalar dışında doğrudan tasarrufta bulunulmasına izin verilmiştir. Beden bütünlüğü ve vücut dokunulmazlığı hakkının istisnasını oluşturan tıbbi müdahalelerle, hasta hakları kavramıyla sınırlandırılmaya çalışılmaktadır. Hasta hakları, hasta ve hastalıkların belirlenmesinde yani tanı ve teşhis edilen hastalığa en uygun tedavinin uygulanmasında ve onu yaşayan hastanın sağlığına kavuşturulmasında tıp biliminin ortaya koyduğu yasaların titizlikle uygulanmasıdır. Bu bağlamda, dört bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde, kişilik hakkı, hekim ve hasta kavramı, teşhis ve tedavi kavramı ve hasta hakları ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Hekim, tıbbi müdahalede bulunurken kişi için en kutsal hak olan beden bütünlüğü ve yaşama hakkı üzerinde tasarrufta bulunur. Tıbbi müdahalede bulunan hekim tıbbi kurallar çerçevesinde ilgilinin rızasını alarak hareket etmek zorundadır. Hekim ilgilinin rızasını almadan veya mesleğin getirdiği objektif ve sübjektif sınırlar içerisinde kalmadan yaptığı müdahalelerden sorumlu olacaktır. Tıbbi müdahalelerde temel olarak ilgilinin rızası alınır. Ancak bazı istisnai durumlarda rıza alınmayabilir. Bu halde yapılan müdahale hukuka uygun olur. Bu açıdan çalışmamızın ikinci bölümünde, hekimin cezai sorumluluğu açısından önem arz eden ve tıbbi müdahalenin hukuka aykırı olmasını ortadan kaldıran rıza konusuna, rızanın hukuk düzenindeki önemine ve rızanın geçerli olması için gerekli şartlara değinilmiştir. Ayrıca bu bölümde tıbbi müdahale kavramına, tıbbi müdahale şartlarına ve tıbbi müdahalenin ceza hukuku açısından önemi üzerinde durulmuştur. Tıbbi müdahalede bulunan hekim, hastanın rızasını aldıktan sonra meydana gelen neticeden sorumlu olmaması için, mesleğine ait kurallara ve işin gerektirdiği tüm özen ve dikkat yükümlülüğüne uyması gerekir. Hekim, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek öngörülmesi gereken ve istenmeyen neticeyi öngöremediği durumda taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçlarından sorumlu olacaktır. Şayet hekim, mesleğinin gerektirdiği bilgi ve ortak tecrübeler uyarınca, bütün dikkat ve özeni yerine getirmesine rağmen, neticenin öngörülmesi mümkün değilse, artık taksirli eylemden değil, ancak kaza veya tesadüften söz edilebilir. Bu bağlamda, üçüncü bölümde, hekimin cezai sorumluluğu kapsamında taksirle yaralama ve taksirle öldürme suçlarına değinilmiştir. Hekim, mesleğini icra ederken genel olarak meydana gelen neticeden taksirli eyleminden sorumlu olmaktadır. Hekim, istisnai bazı durumlarda meydana gelen neticeden kasti eyleminden dolayı da sorumlu olmaktadır. Bu açıdan dördüncü bölümde, hekimin cezai sorumluluğu kapsamında ki taksirle yaralama ve taksirle öldürme suçları dışında, hekim tarafından kasten işlenen suçlara değinilmiştir. Sonuç bölümünde ise, hekimin cezai sorumluluğu genel olarak irdelenerek bu konudaki tavsiyelere değinilmiştir.