Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/15956

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 43
  • Master Thesis
    Uluslararası Hukuk Açısından Nürnberg ve Tokyo Mahkemeleri
    (2025) Güven, Ataberk; Bayıllıoğlu, Uğur
    Uluslararası Ceza Hukuku, insanlık suçları, savaş suçları ve soykırımlar gibi büyük suçları cezalandırmayı amaçlayan bir hukuk dalıdır. Nürnberg Yargılamaları, uluslararası ceza hukukunun temellerini atarak, bireylerin hem devlet adına hem de kişisel olarak suçlu olabileceğini ortaya koymuştur. Tokyo Mahkemesi ise Asya'daki savaş suçlarını cezalandırmış ve bölgesel adaletin sağlanmasında önemli bir rol oynamıştır. Eski Yugoslavya ve Ruanda'daki savaş suçları için kurulan mahkemeler (EYUCM ve URCM), uluslararası ceza hukukunun uygulanabilirliğini göstermiş ve insanlık suçlarına karşı adaletin sağlanmasında katkıda bulunmuştur. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), daimî bir mahkeme olarak, tüm dünyada savaş suçları, soykırımlar ve insanlığa karşı suçlar gibi suçlarla mücadele etmektedir. Ancak UCM, devletlerin iş birliği eksiklikleri ve bazı suçluların yargılanamaması gibi zorluklarla karşı karşıyadır. Sonuç olarak, uluslararası ceza mahkemeleri, dünya çapında adaletin sağlanmasında kritik bir rol oynamakta, ancak daha etkili olabilmesi için devletlerarası iş birliği ve uluslararası hukuk normlarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Uluslararası ceza hukukunun gücünün arttırılması, insanlık suçlarına karşı mücadelede devamlılık sağlayacaktır.
  • Master Thesis
    Alt Kira Sözleşmesi ve Kira Sözleşmesinde Kullanım Hakkının Devri
    (2025) Ateş, Serkan; Oğuz, Cemal
    Kira sözleşmeleri esas itibariyle kiracıya sözleşmenin konusu olan kiralananı kullanmayı ve ondan yararlanmayı sağlayan, bunun karşılığında da kiracının kiraya verene kira bedeli ödemeyi üstlendiği sözleşmelerdir. Kiracı sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde kira sözleşmesinin konusu olan kiralananın tamamı veya bir kısmını üçüncü bir kişiye kiraya verebilmektedir. Bu serbesti konut ve çatılı iş yeri kiraları ile ürün kiraları açısından kiraya verenin yazılı rızasının alınması gerekliliğiyle bir miktar kısıtlanmaktadır. Alt kira sözleşmesi olarak adlandırılan bu sözleşme daha çok sosyal ve ekonomik gereksinimlerden kaynaklanmaktadır. Kiracı alt kira sözleşmesi yapmak suretiyle kiralananı kullanmadığı süre boyunca veya kiralananın kullanmadığı kısmını kiraya vererek kiracısı olduğu sözleşmeden kaynaklı kira bedelinin sebep olduğu maliyeti düşürme eğilimine gitmektedir. Alt kira sözleşmesi Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Alt kira sözleşmesi hem bir alt sözleşme hem de bir kira sözleşmesidir. Bu nedenle de bu iki sözleşmenin özelliklerini barındırmaktadır. Alt kira sözleşmesinin yapılması bazı şartlara bağlanmıştır. Kiracının kiralananı üçüncü bir kişiye kiraya verirken bu şartlara uyması gerekmektedir. Bununla birlikte özellikle kısa süreli ve de turizm amaçlı konutların kiralanmasına ilişkin olarak son yıllarda yapılan yasal düzenlemeler alt kira ilişkilerinin kurulmasında bazı sorumluluklar ve kısıtlamalar da getirmiştir. Alt kira sözleşmesinin bir alt sözleşme olması nedeniyle alt kira ilişkisinde ikiden fazla taraf bulunmaktadır. Bu kapsamda da her bir tarafın sözleşmede yer aldığı konuma ilişkin olarak da bazı hakları ve borçları bulunmaktadır. Burada kiraya veren, kiracı ve de alt kiracının yer aldığı alt kira ilişkisinde bu ilişkinin taraflarının her birinin hakları ve borçları vardır. Bununla birlikte alt kira ilişkisinin kurulduğu hallerde her ne kadar aralarında sözleşmesel ilişki bulunmasa da kiraya veren ile alt kiracı arasında da kanundan doğan birtakım haklar ve borçlar bulunmaktadır. Borçlar Kanununda alt kira sözleşmesi ile aynı maddede düzenlenen kullanım hakkının devri, alt kira ile birlikte benzer özellikleri barındırmasına ve de aynı amaca hizmet ediyor gibi gözükse de birbirinden farklı kurumlardır. Bu farklılık taraflara farklı haklar vermekte ve de farklı borçlar yüklemektedir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından birisi olan arabuluculuk kurumu son yıllarda hukukumuzda geniş yer edinmiş olmakla birlikte alt kira sözleşmelerine bağlı olarak taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkların çözümünde de yargı yoluna başvurmadan önce arabulucuya başvurmak bir dava şartı olarak düzenlenmiştir. Alt kira sözleşmesinin bir kira sözleşmesi olması sebebiyle kira sözleşmesini sona erdiren haller alt kira sözleşmesinin sona ermesi için de geçerlidir. Ayrıca asıl kira sözleşmesinin sona ermesinin de alt kira sözleşmesi üzerinde etkileri bulunmaktadır.
  • Master Thesis
    Ceza Muhakemesi Hukukuna Hakim Olan İlkeler Kapsamında Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı
    (2025) Yükselen, Berru; Aktaş, Batuhan
    Sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı, hem ceza muhakemesine hakim olan ilkelerin gerçekleştirilmesi hem de başta adil yargılanma ve savunma hakkı olmak üzere, sanığa tanınan hakların kullanılması için önemli bir araçtır. Sanığın duruşmada hazır bulunması, ceza muhakemesinde hem hak hem de yükümlülüktür. Ancak kanun koyucu, kamu düzenini sağlamak, maddi gerçeğe ulaşmak, muhakemeyi kısa sürede ve az masrafla tamamlamak amacıyla, sanığın duruşmada hazır bulma hakkına istisnalar getirmiştir. Çalışmamızda istisnai hallerin hak ihlallerine sebep olup olmadığı incelenmiştir. Birinci bölümümüzde, ceza muhakemesinin amacı, ceza muhakemesine hakim olan ilkeler ve haklar açıklanmıştır. İkinci bölümümüzde sanığın duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin istisnai haller ve hak ihlallerine karşı başvuru yolları incelenmiştir.
  • Master Thesis
    Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemleri Bağlamında Med-Arb (Arabuluculuk-Tahkim) Modeli
    (2025) Göksu, Güneş; Mazlum, İsmet
    Türkiye'de ticari ve hukuki uyuşmazlıkların çözümünde klasik dava süreçlerine alternatif arayışların artması, arabuluculuk ve tahkim yöntemlerinin birlikte uygulanabildiği Med-Arb modelini gündeme taşımıştır. 'Mediation–Arbitration' olarak da bilinen bu yöntem, tarafların öncelikle arabuluculuk sürecinde uzlaşma imkânı aramasını; uzlaşılamaması hâlinde ise tahkim yoluyla bağlayıcı bir karara ulaşmasını öngören hibrit bir çözüm mekanizmasıdır. Med-Arb, esnek yapısı ve çok aşamalı çözüm imkânı sayesinde, özellikle ticari nitelikli uyuşmazlıklarda zaman ve maliyet avantajı sağlaması bakımından dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, öncelikle alternatif uyuşmazlık çözüm yolları kavramı, hukuki temelleri ve tarihsel gelişimi çerçevesinde incelenmiş; arabuluculuk ve tahkim yöntemleri, hem ulusal hem de uluslararası düzenlemeler ile uygulama örnekleri ışığında karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Devamında, arabuluculuk ile tahkimi bütünleştiren Med-Arb modelinin yapısı, işleyiş mekanizması, taraf iradesi üzerindeki etkileri ve farklı ülke hukuk sistemlerindeki düzenlemeleri analiz edilmiştir. Çalışma, ayrıca İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC) başta olmak üzere çeşitli kurumsal aktörlerin Med-Arb'a ilişkin düzenlemelerini irdeleyerek, Türkiye'deki uygulanabilirlik alanlarını ortaya koymakta; bu süreçte karşılaşılabilecek hukuki ve pratik sorunları, mevzuat ve uygulama pratiği bağlamında tartışmaktadır. Çalışmamızda mevcut mevzuat, yargı kararları ve kurumsal düzenlemeler değerlendirilmiş; elde edilen bulgular, Med-Arb'ın Türkiye'de daha etkin ve güvenli şekilde uygulanabilmesi için önerilerle desteklenmiştir. Son olarak, Med-Arb'ın Türkiye'de ticari uyuşmazlık çözümünde, gelişmeye açık ve uygulanabilir bir model olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Arabuluculuk, Tahkim, Med-Arb, Hibrit Uyuşmazlık Çözümü.
  • Master Thesis
    Adam Çalıştıranın Organizasyon Sorumlululuğu (TBK M. 66 3)
    (2025) Ulaş, Zeynep Baran; Oğuz, Cemal
    Türk Borçlar Kanunu m. 66/3 hükmü ile adam çalıştıranın olağan kusursuz sorumluluğuna ek yeni bir sorumluluk türü öngörülmüştür. Maddeye göre bir işletmede adam çalıştıran işletme faaliyetleri nedeniyle oluşacak zarardan sorumludur. Ancak işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat edebilirse sorumluluktan kurtulacaktır. Bu sorumluluk doktrinde organizasyon sorumluluğu olarak adlandırılmıştır. Sorumluluğun kanunda düzenlendiği yer ve düzenleniş şekli bir takım görüş ayrılıklarına neden olmaktadır ancak sorumluluğa ilişkin düzenlemenin gerekliliği ve önemi tartışmasızdır. Nitekim gelişen teknoloji, artan üretim hacmi, kullanılan yeni enerji kaynakları, ortaya çıkan ürün ve hizmet çeşitliliği gibi pek çok faktör; hizmet ve mal sağlayan işletmelerin faaliyetleri neticesinde oluşan zararların da çeşitliliğinin, niteliğinin ve boyutlarının değişmesine neden olmaktadır. Bu çalışmada adam çalıştıranın organizasyon sorumluluğu Türk Borçlar Kanunu m. 66 kapsamında ele alınmış, sorumluluğun niteliği, şartları ve sonuçları yine Türk Borçlar Kanunu kapsamında ve doktrindeki çeşitli görüşlere ve mahkeme kararlarına yer verilerek açıklanmıştır.
  • Master Thesis
    Conditional Obligation Relationship
    (2025) Üstün, Zehra; Oğuz, Cemal
    Bu çalışma koşula bağlı borç ilişkilerini konu edinmektedir. Koşul kavramının ayrıntılı incelemesine geçmeden önce tezin ilk bölümünde borç ilişkisinin temel ilkeleri ile tarafların hak ve yükümlülüklerine dair genel bir çerçeve çizilmiştir. Ayrıca koşul kavramının sıklıkla karıştırıldığı ceza koşulu ve bağlanma parası gibi bazı hukuki kurumlarla arasındaki farklar açık biçimde ortaya konulmuştur. Tezin odak noktasını oluşturan koşul, gelecekte meydana gelip gelmeyeceği belirsiz bir olaya bağlanan hukuki sonuçlar çerçevesinde ele alınmıştır. Bir koşulun hukuken geçerli sayılabilmesi için öncelikle bir hukuki işleme bağlanmış olması ve tarafların bu yönde açık bir irade beyanında bulunmuş olmaları gerekmektedir. Bunun yanında koşulun konu aldığı olayın geleceğe ilişkin olması ve gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin mevcut durumda objektif olarak belirsizlik arz etmesi geçerlilik için zorunludur. Koşulun hukuka ve genel ahlak kurallarına aykırı olmaması, baştan itibaren imkansız bir durumu içermemesi ve anlamsız ya da keyfi nitelikte olmaması gibi unsurlar da titizlikle değerlendirilmektedir. Başta geciktirici ve bozucu koşullar olmak üzere koşulun farklı türleri ile bu türlerin koşulun askıda olduğu kritik dönemde ve gerçekleşmesi ya da gerçekleşmemesi durumunda doğurduğu farklı hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Dürüstlük kuralı çerçevesinde koşulun gerçekleşmesini engellememe yükümlülüğü ve koşulun zamanla imkansız hale gelmesi gibi hukuki durumlar da önemli başlıklar arasında yer almaktadır. Bu kapsamlı değerlendirme neticesinde koşula bağlı borç ilişkilerinin Türk Borçlar Hukuku içindeki yeri ve önemi konusunda bütüncül bir bakış açısı sunulması ve bu alandaki hukuki tartışmalara anlamlı bir katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Borç, Borç ilişkisi, Koşul, Koşula bağlı borç ilişkisi, Borç ilişkisinde özel durumlar.
  • Master Thesis
    Processing of Personal Data on E-commerce Platforms
    (2025) Arslantürk, Doğucan Fırat; Badur, Emel
    Bu tez, e-ticaret platformlarında kişisel verilerin işlenme süreçlerini incelemekte ve bu süreçlerin hukuki, etik ve teknik boyutlarını ele almaktadır. Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte e-ticaret siteleri, kullanıcı verilerini toplama, işleme ve saklama konusunda geniş yetkilere sahip olmuş, bu durum kişisel verilerin korunmasını önemli bir mesele haline getirmiştir. Çalışmada, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) gibi düzenlemeler ışığında e-ticaret platformlarının yükümlülükleri analiz edilmiştir. Ayrıca, kullanıcıların verilerinin nasıl işlendiği, saklandığı ve üçüncü taraflarla nasıl paylaşıldığı örnek olaylar üzerinden incelenmiştir. Tezin temel amacı, e-ticaret sektöründe veri güvenliği politikalarının yeterliliğini değerlendirmek ve kullanıcıların kişisel verilerini daha etkin koruyabilmeleri için öneriler sunmaktır. Sonuç olarak, mevzuata uyumun artırılması, şeffaflık ilkesinin güçlendirilmesi ve kullanıcı farkındalığının artırılması gerektiği vurgulanmaktadır.
  • Master Thesis
    Ceza Muhakemesinde Adli Kontrol
    (2025) Eroğlu, Mustafa Ali; Yılmaz, İrem Naz; Özer, Burcu Ertem; Aktaş, Batuhan
    Criminal proceedings begin with the discovery of the suspicion of a crime and ultimately end with a final judgment that is free from all doubts and uncertainties. During the criminal proceedings, it is essential to use certain tools to reach the material truth. One of the most important of these tools is undoubtedly precautionary measures. Precautionary measures not only help in collecting the necessary evidence for the trial to proceed properly but also prevent the final judgment from remaining on paper. Among the precautionary measures, the most severe one is undoubtedly detention. By resorting to detention, not only is the concealment of evidence prevented, but it also ensures that the suspect or defendant does not escape. In this way, the necessary evidence for reaching the material truth is collected, protected, and the execution of the final judgment becomes possible. The fact that detention is a severe measure, and its consequences—such as total confinement—has led the legislator to adopt a more measured approach in regulating this precautionary measure. In this context, where detention is necessary, the aim has been to create a more balanced alternative. Judicial control, as a precautionary measure regulated within the framework of the principle of proportionality, serves the same purpose as detention. In this way, the judge or the court does not have to choose between the total confinement of the suspect or defendant and complete freedom, and ultimately, they will be able to proceed with the criminal trial in a more effective manner, achieving their objectives.This study examines the legal nature of judicial control, which was regulated as an alternative to detention, its relationship with the obligations it imposes, to what extent these obligations can serve as an alternative to detention, and finally, the problems that arise in the application of the judicial control measure as regulated by the law.
  • Master Thesis
    Taşınmaz Rehninde Üst Dereceye İlerleme Sözleşmesi
    (2025) Coşkun, Mustafa; Badur, Emel
    Çalışmamızın konusunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 870. ile 872. maddeleri arasında düzenlenen üst dereceye ilerleme sözleşmesi oluşturmaktadır. Üst dereceye ilerleme sözleşmesinin kurulması ile birlikte üst sıradaki derecelerden birisi boşaldığında alt sıradaki derecede bulunan taşınmaz rehnine, boşalan üst sıradaki dereceye ilerleme imkanı tanınmaktadır. Hukuk sistemimizde taşınmaz üzerinde birden fazla taşınmaz rehni kurulduğunda taşınmaz rehinlerinin sırasının belirlenebilmesi için sabit dereceler sistemi uygulanmaktadır. Sabit dereceler sisteminde, taşınmaz rehninin bulunduğu derecenin sırası sabit olmakta ve üst sıradaki derece boşaldığında alt sıradaki derece kendiliğinden ilerleyememektedir. Ancak kendiliğinden ilerlemenin olmaması halinde bazı durumlarda taraflar arasında adalet sağlanamamakta ve somut olaylarda hakkaniyete aykırılıklar oluşmaktadır. Kanun koyucu üst dereceye ilerleme sözleşmesi düzenlenmesine imkan tanıyarak sabit dereceler sistemine istisnai bir düzenleme getirmiş ve sistemin olumsuz yönlerini gidermek istemiştir. Çalışmamızda, üst dereceye ilerleme sözleşmesi ve üst dereceye ilerletilmenin gerçekleştirilmesi; öğretide yer alan görüşler ve Yargıtay kararları kapsamında incelenmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde, taşınmaz rehni ve taşınmaz rehin türleri ele alınmış, taşınmaz üzerinde birden fazla taşınmaz rehninin bulunması halinde taşınmaz rehinlerinin sırasının belirlenebilmesi için uygulanan sistemler ve bu sistemlerin istisnalarına yer verilmiştir. İkinci bölümde, üst dereceye ilerleme sözleşmesinin tanımı, içeriği, şekli, hukuki niteliği, tarafları, ehliyet durumu ve şerhi ele alınmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise tarafların hakları ve yükümlülükleri, üst dereceye ilerlemenin geçekleştirilmesi ile yabancı para üzerinden kurulan taşınmaz rehinleri hakkında bilgilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Taşınmaz Rehni, Sabit Dereceler Sistemi, Üst Dereceye İlerleme Sözleşmesi, Üst Dereceye İlerlemenin gerçekleştirilmesi
  • Master Thesis
    The Trial of Juveniles Led To Crime in Turkish Law
    (2024) Göktürk, Tuğba Bulut; Ertem, Burcu
    Türk Ceza Hukuku'nda suça sürüklenmiş çocukları yargılama aşamalarının yıpratıcı ve olumsuz etkilerinden korumak için yetişkinlerden farklı düzenlemeler getirilmiştir. Bu özellikli yargılama usullerinin temeli olan çocuğun üstün yararının gözetilmesi ilkesinin temel amacı çocuğu yargılama sonuna kadar koruyarak koruyucu destekleyici tedbirlerle topluma kazandırmaktır. Çalışmamızın birinci bölümünde, ceza hukukundaki çocuk kavramları ve çocuk suçluluğu üzerinde durulmuştur. Suça sürüklenmiş olarak kabul edilen çocuğun kusur yeteneğinin ve kusurlu halinin başladığı yaş kabul edilen 12 yaş öncesi ve sonrası dönemlere ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve dönemler incelenmiştir. İkinci bölümüzde, şüpheli konumunda olan çocuğunsoruşturma aşamalarındaki özel ifade ve sorgu usulleriyle birlikte gerçekleştirilen koruma tedbirlerinden bahsedilmektedir.Soruşturma aşamasının sonlanması sonrası kamu davasının açılması veya açılmasını erteleyen durumlardan bahsedilmiştir. Son bölümümüz kovuşturma evresinin temeli çocuk mahkemelerinde yapılan duruşmaya dair özellikli haller değerlendirilmiştir. Kovuşturma evresinin sonlanması olan, beraat ya da mahkûmiyet hali değerlendirilmiştir. Suçlu olan ve cezaya mahkûm edilen bu çocuklar hakkında verilen kararlarda hapis cezası ve adli para cezasının tercih nedenleri ile ağırlıklı verilen cezaların istatistikleri incelenerek çocukların topluma kazandırılması için veriler elde edilmiştir.