Doktora Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/15957
Browse
Browsing Doktora Tezleri by Issue Date
Now showing 1 - 20 of 62
- Results Per Page
- Sort Options
Doctoral Thesis Beam shaping effects on MIMO free-space optical communication systems(Çankaya Üniversitesi, 2016) Gökçe, Muhsin CanerMultiple Input Multiple Output (MIMO) systems are employed in Free Space Optical (FSO) communication links to improve the link reliability in the presence of atmospheric turbulence. In this thesis, we consider a MIMO FSO system with practical transmitter and receiver configurations that consists of a radial laser array with Gaussian beams and a detector array with Gaussian apertures. Using the extended Huygens-Fresnel principle in weak atmospheric turbulence, we have derived formulations to find the average power and the power correlations on the finite sized detectors. This lets us to quantify the performance metrics such as the power scintillation index, the aperture averaging factor and the average bit error rate () as a function of system parameters, i.e., transmitter and receiver ring radius, number of Gaussian laser beams, number of detectors, laser source size, detector aperture radius, degree of source coherence, link distance and the structure constant of atmosphere. At first, by the help of the derivations the performance of multiple-input single-output (MISO) FSO system is investigated using both for coherent and for partially coherent Gaussian sources. Then, we improve our derivations and investigate the performance of MIMO FSO systems. In this way, the performance of MIMO FSO system is compared to that of MISO FSO, single-input multiple-output (SIMO) FSO and single-input single-output (SISO) FSO systems. MISO systems are then employed in underwater wireless optical communication (UWOC) links to mitigate the degrading effects of oceanic turbulence. To quantify the scintillation index of the MISO UWOC system, the Huygens - Fresnel principle is used with the novel equivalent structure constant of atmosphere. The oceanic turbulence parameters such as rate of dissipation of mean-squared temperature, rate of dissipation of kinetic energy per unit mass of fluid, Kolmogorov microscale, the ratio of temperature to salinity contributions to the refractive index spectrum, link distance and the wavelength which are expressed by the novel equivalent structure constant of atmosphere. Using the Matlab program, we present graphs and investigate the effect of system parameters on the performance metrics.Doctoral Thesis Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının Türk Vergi Hukukuna etkisi(2017) Dilemre Öden, BegümVergilendirme ilişkisinin bir tarafında birey diğer tarafında ise devlet bulunmaktadır. Bu ilişkide taraflar arasında eşitlik söz konusu değildir. Bu durum, tarafların çıkarları arasında çatışma ortaya çıkarmaktadır. Çatışmanın varlığı, mükellef haklarının ve insan haklarının önemini ortaya koymaktadır. Bir uluslararası sözleşme olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insan hakları konusunda asgari ölçütleri belirlemektedir. Vergi mükelleflerinin de AİHS kapsamında koruma altında bulunan pek çok hakkı bulunmaktadır. Vergi idareleri ve vergi mahkemeleri mükellef hakları kapsamında AİHS normlarını dikkate almak durumundadırlar. Bu doğrultuda AİHM içtihatları da oldukça önemlidir. Çalışma kapsamında Anayasa Mahkemesinin vergiye ilişkin olarak bireysel başvuru kararlarına da değinilmekte ve bu kararlarda ortaya konan ilkelerin AİHS normları ve AİHM içtihatlarına uyumu ele alınmaktadır.Doctoral Thesis Scattering of evanescent waves by reflectors(Çankaya Üniversitesi, 2017) Kara, MustafaIn this thesis, the scattering integral of electromagnetic incident waves scattered by a cylindrical parabolic perfectly electric conducting reflector is evaluated asymptotically. For the determination of the reflected fields the method of stationary phase, and for the diffracted fields the edge point method, whose details are given in appendix, are employed. A plane wave with an arbitrary angle is assumed as incident on the reflector. The evaluated reflected and diffracted fields are examined numerically for any observation point. In the evaluation of diffracted fields, the non-uniform diffracted field expression encountered is overcome by means of Fresnel function. For the numerical analysis, basically two cases are taken into consideration. One of them is the incident angle being real, and the other is the complex value of it. For these values, the effects of all possible combinations including the complex conjugates are examined and plotted numerically.Doctoral Thesis Design of high performance low latency rateless codes(Çankaya Üniversitesi, 2017) Abdulkhaleg, Nadhir IbrahimLuby Transform (LT) codes are one of the best rateless codes mainly designed for binary erasure channel. The characteristics of such codes perfectly performing when used with bulk data files, however a performance degradation has been observed when using them with short length messages. In this thesis, we present a new design for rateless codes, particularly an efficient LT codes using robust soliton distribution (RSD) as a degree generation method and tested in both binary erasure channel (BEC) and noisy channels like the additive white Gaussian noise (AWGN) channel. First, a new proposed decoding technique is defined as belief propagation-pattern recognition (BP-PR) is implemented to enhance the decoding ability of the conventional (BP) algorithm to overcome the problem of losing degree-one coded symbols which caused early decoding termination. The simulation results approve the improvement of the BP-PR when used with LT-RSD and outperforms the bit error rate (BER) records for the state of art techniques like memory-based robust Soliton distribution using conventional BP (LT-MBRSD-BP) or the Gaussian elimination assisted belief propagation (LT-RSD-BP-GE) and improve the records for the BER when used with MBRSD, ISD and optimal degree distribution (ODD), to form the new code called (LT-MBRSD-BP-PR),(LT-ISD-BP-PR) and (LT-ODD-BP-PR) respectively. Second, a new efficient deterministic encoding technique using deterministic degree generator with random data selection (LT-DE) is applied for extremely short data lengths. The degree generation method is based on creating the degrees in a repeated frame with a limited upper value called repetition period (𝑅𝑝) and the data symbols are chosen sequentially from a truncated data file. The data file is truncated to segments of length (𝑅𝑝) and each segment is chosen based on a random sequence. Testing this (LT-DE) against (LT-RSD-BP-PR), (LT-MBRSD-BP-PR) and (LT-ODD-BP-PR) in a BEC environment had approved the superiority of such code over all the other mentioned techniques. It has the lower error floor and higher successful decoding rate with minimum overhead and computational cost. The formation of this (LT-DE) associates a mutual relation between the successive coded symbols which motivate us to present a new sequential decoding technique mainly used over (AWGN) channel. With such new encoding-decoding technique LT codes can approach the decoding complexity cost of Raptor codes with smaller overhead and less encoding complexity as well.Doctoral Thesis Dönüşümcü liderlik ile iş tatmini arasındaki ilişkinin incelenmesi: Kuşaklar arası farklılık(Çankaya Üniversitesi, 2017) Ergün Doğanbaş, Zeynep21. yüzyılda küreselleşmenin etkisiyle birlikte işletme yapılarından, liderlik anlayışına, teknolojik gelişmelerden, ekonominin büyümesine kadar her alanda hızlı ve köklü değişmeler yaşandığı görülmektedir. Bu değişime sürekli ayak uydurması ve kendini yenilemesi gereken alanlardan birisi de işletmelerdir. Yönetici veya liderin seçtiği davranış tarzı; örgütün başarılı olmasında, örgütün amaçlarına ulaşması yönünde ve işgörenin çalışma yaşamından tatmin olmasının temel belirleyicisidir. Bu çalışma kapsamında dönüşümcü liderliğin iş tatminine etkisi incelenerek çalışanların mensup oldukları kuşaklar (Baby Boomers, X, Y) bakımından bu ilişkilerde anlamlı farklılıklar bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Araştırmada niceliksel veri yöntemlerinden anket uygulamasına başvurulmuştur. Örneklem grubu Ankara ili sınırlarında çeşitli pozisyon ve kurumlarda çalışmakta olan 257 kişiden oluşmaktadır. Araştırma sonucunda dönüşümcü liderliğin tüm boyutlarının iş tatmini ile karşılıklı ilişki içerisinde oldukları belirlenmiştir. İş tatminine etki eden tek dönüşümcü liderlik boyutu zihinsel teşvik çıkmıştır. Çalışanların dönüşümcü liderlik ile ilgili algılarının iş tatmini düzeylerine etkisi, mensup oldukları kuşak grubu bakımından incelendiğinde ise şu bulgular elde edilmiştir. Dönüşümcü liderlik ile ilgili algılar Y kuşağına mensup çalışanlarda iş tatmini düzeylerini etkilememektedir. X ve Baby Boomers kuşağına mensup çalışanların zihinsel teşvik ile ilgili algıları iş tatmini düzeylerini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dönüşümcü Liderlik, İş Tatmini, Kuşak, Baby Boomers, X ve Y KuşağıDoctoral Thesis Yatırımcı duyarlılığı ile hisse senedi getirileri arasındaki ilişki: G7 ülkeleri ile gelişmekte olan ülkelerin karşılaştırmalı analizi(Çankaya Üniversitesi, 2017) Ergör, Zeynep BirceGeleneksel finans teorileri yatırımcıların rasyonel, finansal piyasaların ise etkin olduğunu ileri sürmektedir. Literatürde yapılan çok sayıda çalışmanın, geleneksel finans teorilerinin ortaya koyduğu modellerin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmesiyle birlikte, 1980'li yılların başında yeni bir yaklaşım olan "Davranışsal Finans" adında bir dalın doğuşunu beraberinde getirmiştir. Yatırımcıların inanç ve tutumlarının, algılama şekillerinin, çevresel şartlara ilişkin gösterdikleri duyarlılığın, aşırı özgüven, korku, panikleme ve bunlar gibi yatırımcılara dair birçok bilişsel ve psikolojik unsurun finansal piyasalarda ve menkul kıymet fiyatlarında gözlenen hareketleri açıklayabildiğine dair bulgular, yatırımcı davranışlarını finans alanında en çok çalışılan konuların başına taşımıştır. 2000'li yıllarda küresel piyasalarda yaşanan finansal krizler "piyasa yapıcısı" olan yatırımcıların davranışlarının finansal piyasalardaki ve ekonomideki öneminin altını bir kez daha çizmiştir. Bu tez çalışması yatırımcı duyarlılığının hisse senedi getirileri üzerindeki etkisini gelişmiş G7 ülkeleri ile gelişmekte olan E7 ülkeleri kapsamında araştırmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, yatırımcı duyarlılığının gelişmiş (Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya ve Kanada) ve gelişmekte olan (Brezilya, Çin, Endonezya, Hindistan, Meksika, Rusya ve Türkiye) finansal piyasalara sahip 14 ülkenin hisse senedi piyasa endeks getirilerine olan etkisi, Ocak 2004-Ağustos 2016 dönemi için, aylık ve günlük veriler kullanılarak analiz edilmiştir. Yatırımcı duyarlılığı, tüketici güven endeksi, hisse senedi piyasası işlem görme oranı ve VIX korku endeksi göstergeleri ile temsil edilmiştir. Yatırımcı duyarlılığı hisse senedi getiri ilişkisini aylık ve günlük olmak üzere iki farklı zaman boyutunu dikkate alarak geliştirilen modeller, dört farklı analiz sürecinden geçirilerek tahmin edilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında, model aylık veriler kullanılarak her bir ülke için ayrı ayrı en küçük kareler ve ARCH (1) yöntemleri ile test edilmiştir. İkinci aşamada, aynı model gelişmiş (G7) ve gelişmekte olan (E7) ülke grupları bazında Driscoll-Kraay sabit etki panel veri regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Üçüncü ve dördüncü aşamalarda, en başta yapılan zaman serisi ve panel veri analizleri günlük veriler kullanılarak tekrarlanmıştır. Çalışmada yatırımcı duyarlılığı – hisse senedi piyasa getirisi arasındaki ilişkiyi ortaya koyan modellerin %95 güven düzeyinde anlamlı olduğu görülmektedir. Hem zaman serisi hem de panel veri analizlerinden elde edilen bulgular, yatırımcı duyarlılığının küresel piyasalarda hisse senedi getirileri üzerinde istatistiksel yönden anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Davranışsal finans, yatırımcı davranışları, yatırımcı duyarlılığı, hisse senedi piyasa endeks getirisi, gelişmiş (G7) ve gelişmekte olan (E7) ülkeler, zaman serisi analizi, panel veri analizi.Doctoral Thesis Markanın hükümsüzlüğü ve iptali(2017) Bahadır, ZeynepBu çalışma, 6769 sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu kapsamında markanın hükümsüzlüğü ve iptali hakkında yapılan bir incelemedir. Tezde, markanın hükümsüzlüğüne ve iptaline sebep olan haller tartışılmıştır. Bu çalışmada, hükümsüzlük ve iptal hallerinin varlığı halinde başvurulacak yollar üzerinde durulmuştur. Tezde markanın hükümsüzlüğünün ve iptalinin etkisi üzerinde özellikle durulmuştur. Hükümsüzlük ve iptal taleplerinin dayanağı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu sayede çalışmada hükümsüzlüğün ve iptalin etkisi, farklı bir boyuttan da tartışılmıştır. Tüm bu tartışmalar yapılırken uygulamada ortaya çıkabilecek durumlar üzerinde de durulmuştur. Ayrıca, çalışmanın bir bütünlük içinde sonuçlandırılabilmesi için marka hakkını sona erdiren diğer sebeplere de kısaca değinilmeye çalışılmıştır.Doctoral Thesis Hegemony, class antagonism and capitalist policies in higher education: Post-war campus novels by Kingsley Amis, Malcolm Bradbury and David Lodge(Çankaya Üniversitesi, 2018) Erbayraktar, SibelThis study aims at analysing six post-war campus novels Lucky Jim (1954) by Kingsley Amis, Eating People is Wrong (1959) and History Man (1975) by Malcolm Bradbury as well as David Lodge's campus trilogy consisting of Changing Places (1975), Small World (1984) and Nice Work (1988) within the framework of post-war class dynamics and hegemonic power relationships among academics. Based on the analyses, it is concluded that the books touch upon many dysfunctional aspects of higher education with direct and indirect references to the education policies of the time and the penetration of the capitalist ideology into the universities. The education acts, reports, procedures, as well as the governmental stance in each period will be examined in relation to how socio-political dynamics is criticised in the novels. Within these discussions, the theories of Antonio Gramsci, Louis Althusser, Raymond Williams, Pierre Bourdieu, T.S Eliot and Michael Young will be utilized. In each novel, the residues of the old class-based system in English academia, hegemony resulting from class antagonism, and capitalist competition will be the focus together with carnivalesque elements, such as excessive drinking and sexual affairs at the parties. The first novel, Lucky Jim, narrates the struggle of a lower-class academic, who tries to secure his position at a provincial university in England. However, he is excluded from the academic circle in various forms specifically by the bourgeois academics who find his manners vulgar. His reaction to culture and art is tested by the upper class whose sophistication and intellectuality are already suspicious because of their pretentious attitudes. His senior, professor Ned Welch also abuses Jim Dixon by assigning him all the petty and boring works at the department; thus, building a hegemonic pressure upon him using his seniority and prestige. Malcolm Bradbury's Eating People is Wrong which is again a novel from the fifties, deals with a very similar case, the exclusion of lower-class humanities professor, Treece, and one of his undergraduate students, Louis Bates, by the upper-class academics at his university. Starting from the seventies, the rise of a lower-class academic in Bradbury's History Man connotes that lower-class move up the social ladder via education, yet goes through a painful process in which he sometimes loses his organic ties with his own class by imitating the life style of bourgeoisie. The implication that the lower-class feel stuck between their working-class origins and bourgeois luxuries goes on in David Lodge's Trilogy with characters who display similar hesitant attitudes in defending egalitarian philosophy but adapting a bourgeois life style. Within the discussion of meritocracy, the lower-class academics in David Lodge's trilogy try to rise up the social scale through education. A common observation in all novels is that since majority of academics who find the prestigious positions at universities have already got the necessary network and educational background, the skilful candidates from lower class cannot find equal opportunities of employment at universities. The post-war campus novels, which are mainly considered as satirical and light comedies of their time, are specifically chosen for this study to exemplify the problems of the academics such as low-salaries, rivalry, hegemony and the exploitation of their labour power. The books also picture the conditions of post-war provincial universities, which welcome lower classes or financially disadvantaged individuals. However, it is observed in the novels that these universities cannot resist against capitalisation in higher education, and start to get smaller by losing their funds and members in time. Briefly, universities in England witnessed drastic economic and social changes during the post-war period, and the campus novels selected for this study include subtle criticisms of the fluctuations in higher education.Doctoral Thesis Medenî usûl hukukunda aslî müdahale(Çankaya Üniversitesi, 2018) Mazlum, İsmetGörülmekte olan yargılamanın tarafı dışındaki üçüncü kişinin, yargılamaya müdahalesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu içinde bazı kurumlar sayesinde mümkün olabilmektedir. Aslî müdahale kurumu, bunlardan biri olarak yargılama hukukunda yer alır. 2011 yılında yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile aslî müdahale kurumu, ilk kez başlı başına bir kanun hükmünde düzenlenmiştir (HMK m. 65). Kurumun başlı başına bir kanun hükmü ile düzenlenmiş olması, kanun koyucunun aslî müdahaleye verdiği önemi göstermektedir. Aslî müdahale kurumunun esasını oluşturan aslî müdahale davası, üçüncü kişi tarafından, görülmekte olan yargılamanın taraflarına karşı açılan ayrı bir davadır. Aslî müdahale davası, görülmekte olan yargılamadan ayrı bir dava olarak açılmış bulunsa da, aslî müdahale davasının ve görülmekte olan yargılamanın konusunu oluşturan hak veya şey, görülmekte olan yargılamanın konusu ile aynıdır. Bir başka ifadeyle, üçüncü kişi, bir dava açmak suretiyle, görülmekte olan yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde bir hak iddiasında bulunmaktadır. İşte, üçüncü kişi, aslî müdahale kurumu sayesinde, tarafı olmadığı bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde, bir hak iddiasında bulunabilme imkânı kazanmaktadır.Doctoral Thesis Pazar odaklılığın firma performansına etkisinde cezbedici pazarlamanın moderatör rolü: Ankara'da faaliyet gösteren startuplar üzerine bir uygulama(Çankaya Üniversitesi, 2018) Şahin, BegümStartupların başarısızlık nedenleri sıralamasında ürün-pazar uyumunun gerçekleşmemesi başta gelmektedir. Pazar bilgisine sahip olmayan veya edindiği pazar bilgisini irdelemeyen startupların yaşamı kısa zamanda son bulmaktadır. Pazar odaklı yaklaşım göstererek firma performansını yükselten startuplar ise büyüme sürecine geçmektedir. Öte yandan dijital pazarlamanın gelmiş olduğu son nokta cezbedici pazarlama yaklaşımı olup, cezbedici pazarlama teknikleri kuruluş aşamasında kısıtlı bütçeye sahip startuplar için bir fırsattır. Startupların teknolojiyle uyumlu yapıları cezbedici pazarlama taktiklerini yoğun bir şekilde kullanarak doğru pazarlama stratejisi yakalama ihtimalini yükseltmektedir. Çalışmada Ankara'da faaliyet gösteren 141 startupın pazar odaklılık yaklaşımının firma performansına etkisi incelenmiş, bu ilişkiye cezbedici pazarlamanın katkısı sorgulanmıştır. Pazar odaklılık yaklaşımı duyarlı pazar odaklılık ve proaktif pazar odaklılık boyutları üzerinden, firma performansı ise finansal performans, pazar performansı ve yenilik performansı boyutları üzerinden incelenmiştir. Araştırma sonucunda pazar odaklılığın firma performansı üzerinde pozitif yönlü etkisi gözlemlenmiş olup, pazar odaklılık alt boyutlarından duyarlı pazar odaklılığın firma performansının tüm alt boyutları üzerinde pozitif yönlü etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Proaktif pazar odaklılığın sadece yenilik performansı üzerinde pozitif yönlü etkisi söz konusudur. Cezbedici pazarlamanın ise pazar odaklılık ve firma performansı ilişkisinde moderatör rolü gözlemlenmemiştir. Günümüzde startuplar ile ilgili akademik çalışmaların çoğunluğu Amerika Birleşik Devletleri ve diğer gelişmiş ülkelerde gerçekleşmektedir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde araştırma sayısı oldukça azdır. Çalışmanın Türk startuplarının bir kesitini yansıtan ilk araştırma olması hedeflenmiştir. Aynı zamanda literatüre katkı sağlayarak gelecek çalışmalar için öncülük etmesi ve ekosistem içerisinde yer alan tüm paydaşlara fayda sağlaması amaçlanmıştır.Doctoral Thesis Configuration of alternative spaces through performative and nomadic acts in Doris Lessing's short fiction(Çankaya Üniversitesi, 2018) Güvenç, ÖzgeDoris Lesing farklı konuları deneysel yazı biçimleriyle ele alarak kendini sürekli keşfeden ve geliştiren çok yönlü bir yirminci yüzyıl yazarıdır. Eserlerindeki içerik ve biçim zenginliği aynı zamanda yaşadığı mekanlara nasıl değer verdiğini de gösterir. Yazarın çoğu roman ve öykülerinin Afrika ve İngiltere'de geçiyor olması yazarın hem bir çocuk hem de bir yetişkin olarak bu iki ülkedeki deneyimleriyle yakından ilgilidir. Lessing, Afrika kıtasında bulunan vahşi doğa, ekilen sömürge toprakları ve çiftlik evleri ile Avrupa şehirlerindeki geçici mekanlarda geçen öykülerinde sömürgecilik, ırkçılık, ulusallık, sınıf ve cinsiyet konularını tartışır. Bu açıdan yaklaşıldığında, öykü kitaplarının – Burası Yaşlı Şefin Ülkesiydi, The Sun Between Their Feet (Ayaklarının Arasındaki Güneş), On Dokuz Numaralı Oda, Jack Orkney'nin Günaha Çağrılışı ve Londra Gözlemleri: Öyküler ve Taslaklar – mekan ve cinsiyet ilişkisi çerçevesinde incelenmesinin mümkün olduğu görülmektedir. Bu tez her iki cinsiyetin, özellikle de kadın kahramanların, performatif ve göçebe eylemler yoluyla, özel ve kamu alanları ve geçici yerleri nasıl sınırları olan kısıtlayıcı mekan anlayışından alternatif mekanlara dönüştürdüklerini, Henri Lefebvre ve Edward Soja'nın mekan, Judith Butler'ın performatif cinsiyet ve Rosi Braidotti'nin göçebe kimlik kuramları kapsamında tartışmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, her bölümde ele alınan kitaptaki öyküler mekan açısından sınıflandırıldıktan sonra aynı kitaptan bir öykü seçilerek ayrıntılı olarak incelenecektir. Analiz için seçilen öykülerdeki farklı mekanlar sadece günlük aktivitelerin gerçekleştirildiği yerlerin fiziksel özellikleriyle birlikte insanların davranışlarını ve sosyal ilişkilerini şekillendiren toplumsal norm ve değerleri yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda bu mekanların nasıl yeni biçimlerde yaratılabileceğini gösterir. Bununla beraber, bu tez ev kavramının öyküden öyküye nasıl aşamalı bir şekilde değiştiğini tartışacaktır. Afrika öykülerinden "The De Wets Come to Kloof Grange" başlıklı öykü, aileye ait özel bir evin İngiltere'deki gibi yapılandırılmasını gösterirken, "Getting off the Altitude" böyle bir evin çocuklar, ergenler ve yetişkinler için nasıl sosyal bir mekana dönüştüğünü sergiler. İngiltere'de geçen öyküler ise ev anlayışının kapalı ve özel mekandan açık mekanlara doğru evrildiğini inceleyecektir. "A Woman on a Roof" başlıklı öykü bir kadının apartman çatısını evi gibi kullanarak kişiselleştirdiğini anlatırken, "An Old Woman and Her Cat" ev kavramının aidiyet duygusundan arındırılıp geçici bir barınma mekanına dönüştürüldüğünü sergiler. "Storms" adlı öykü ise taksi ve şehir gibi geçici mekanlarla insanlar arasındaki ilişkiyi ön plana çıkarır.Doctoral Thesis Comparative analysis of vector quantization methods used in speech processing(2019) Ali Faraj, Hiba FarajVektör nicemleme teknikleri konuşma sinyalini sıkıştırmada hayati bir öneme sahiptir. Çok çeşitli vektör nicemleme metotları mevcuttur. Herbir teknik kendine has avantaj ve dezavantajlar içermektedir ve tüm yönleriyle mükemmel sonuçlar veren bir vektör nicemleme metodu henüz yoktur. Bu tez çalışması, mevcut vektör nicemleme tekniklerinin performansını yeni metotlar uygulayarak iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Bu tezde mevcut metotlardan hareketle melez vektör nicemleme teknikleri uygulanmıştır. Tasarlanan vektör nicemleyicilerin performansı, spectral distorsiyon, hesapsal karmaşa ve hafıza gereksinimleri bakımından değerlendirilmiştir. Bu tez çalışması kapsamında Çok aşamalı vektör nicemleme (MSVQ) metodu, Split vektör nicemleme (SVQ) metodu, Artık sinyal vektör nicemleme (RVQ) metodu, ve sesli/sessiz artık sinyal vektör nicemleme metodu (VUV_RMSVQ) analiz edilmiştir. VUV_RMSVQ metodu en iyi test sonuçlarını verdiğinden, bu metotla optimum kod tablosu tasarlamada yeni metotlar bulabilmek için araştırma derinleştirilmiştir. Daha sonra, tüm tasarlanan vektör nicemleme metotlarının performansları var olan metotlarla karşılaştırılmıştır. Tüm çalışma standart TIMIT veritabanı kullanılarak ve bu veritabanında temiz ve gürültülü ses verileri kullanılarak yürütülmüştür. Herbir vektör nicemleme metodu için bir Doğrusal öngörülü kodlama (LPC) tabanlı kod tablosu üretim algoritması tasarlanmıştır. Vektör nicemleme LPC analiz ve sentez arasında gerçekleştirilen bir işlemdir. Vektör nicemleme için gerekli konuşma parametreleri çizgi spectrum frekanslarıdır (LSF) ve bunlar LPC katsayılarından elde edilirler. Tez çalışmasının başlangıcında, MSVQ ve SVQ metotları ile kod tabloları tasarladık ve bunları spectral distorsiyon bakımından karşılaştırdık. MSVQ metodu ile tasarlanan kod tablolarının daha iyi sonuçlar verdiğini gördük. Daha sonra, kod tablosu tasarlamak için RMSVQ ve RSVQ metotlarını kullandık. Sonuçlardan görüldü ki en iyi sonuç RMSVQ metodu tarafından verildi. Sonuç olarak, RSMVQ metodu ile devam ettik ve spectral distorsiyon için en iyi performansı başarabilmek için sesli/sessiz karar metodunu RSMVQ metodu ile birleştirdik. Test sonuçlarına göre, en iyi performansın VUV_RMSVQ metodu ile başarıldığı görüldü.Doctoral Thesis Reading performativity, gender and the fragmentation of narrative voice in Mina Loy's texts and artworks(2019) Karabulut, TuğbaFeminist ve modernist yazar ve sanatçı kimliği ile yirminci yüzyılın başında Mina Loy'un yapıtları, Fütürist yazarlar başta olmak üzere diğer modernistlerin yapıtlarına kıyasla, alışılmadık bir yaklaşım içermesi ve feminizme farklı bir bakış açısı getirmesi nedeniyle dikkat çeker. Loy'un yapıtlarındaki çoklu ve değişken anlatıcılar ve kendine özgü parçalanmış biçemi de okuru zorlar. Bu çalışma, Loy'un yazınsal ve görsel yapıtlarında yer alan karmaşık izlekleri ve tartışmaları yapısal, göstergebilim ve metinlerarasılık açılarından ele alarak bir anlatı oluşturmayı amaçlar. Bu çalışma, Loy'un seçilmiş şiir ve düzyazıları ("Lions' Jaws" [1919], "Feminist Manifesto" [1914], "Aphorisms on Futurism" [1914], and "Parturition" [1914]) ve bazı sanat yapıtları (Househunting [1950], Christ on a Clothesline [1955-59], Ansikten [ca. 1910s] ve Surreal Scene [1930]) üzerine odaklanır; bu yapıtlar hem yazarın hem de onun çağdaşlarının, içerik ve görsel olarak benzerlik gösterdiği diğer yapıtlarla metinlerarası ilişkileri açısından incelenir. Tezde, Loy'un yapıtları yazarlık, feminizm ve modernizm çerçevelerinde tartışılarak, yazarın kişiliği ve yaşam deneyimleri ilgili otobiyografik bağlam, metinlerarasılığın kurgusal unsurları olarak değerlendirilir. Bu çalışma, Marinetti, Bréton, de Chirico ve Berger'in modern sanat kuramlarını, özellikle performatiflik ve annelik başta olmak üzere Butler, Kristeva ve Ettinger'in toplumsal cinsiyet kuramlarını, Barthes ve Foucault'nın yazarlık kuramlarını, Riffaterre'in metinlerarasılık ve Saussure ve Peirce'in de yapısalcılık ve göstergebilim kuramlarını dolaylı bir çerçevede ele alarak incelemeler yapar. Loy'un yapıtları yalnızca farklı cinsiyet rolleri arasında değil, aynı zamanda Fütürizm ve Modernizm kavramları arasında da değişimler gösterir; bu değişimler ve dönüşümler, yazarın sözcük ve imgeler aracılığıyla ifade ettiği parçalanmışlık kavramı, imla bölünmeleri ve karmaşık dizilimler yoluyla, yazınsal ve sanatsal türe göre, şiir, aforizma, manifesto, asamblaj ve modernist ve sürrealist sanat eserleri olarak ve biçimsel şekilde ortaya konur. Loy'un yapıtları erken modernist dönemin tüm avangart hareketleri ve türleri ile ilişkilidir ve zihinsel ve bedensel kadın temsilleri, içeriğin yanı sıra, biçem ve türde de görülür. Loy'un yazınsal ve görsel yapıtlarının göstergebilim açısından yapılan yakın çözümlemeleri, onların birbirleriyle ve çağdaşlarının diğer yapıtlarıyla metinlerarası ilişkilerini ortaya çıkarır ve bu bağlantıları kullanarak, bu çalışma, simgelerin ardına gizlenmiş değişken anlatıcıların yaratılmasına ve değişimlerine yoğunlaşır. Aynı zamanda tez, metinlerdeki anlatıcıların performatif toplumsal cinsiyet ve basmakalıp cinsiyet rolleri dışında (örneğin çift cinsiyetli olmanın) nasıl kurgulandığını ve Loy'un anlatıcılarının bedensel ve zihinsel kimliklerine nasıl şekil verdiğini de araştırır. Bu anlatıcılar, tartışmalı kişilikler, isimlerdeki sözcük oyunları ve kendine özgü imgeler yoluyla, farklı kimliklere bölünerek, basmakalıp kadın rollerini ve kadınların toplum kurallarına rıza göstermesini alaycı bir dille eleştirir. Ayrıca anlatıcılar, kültür ve toplumun, bedensel, zihinsel, düşünsel ve sanatsal gelişimi için yeni bir fütürizm ve daha kapsamlı ve evrimsel bir feminizm tanımlayarak, Fütürizm'in temsil ettiği erkek hegemonyasını sorgular ve devirmeye çalışır. Loy'un "Lions' Jaws" adlı yapıtında, görsel ve yazınsal imgeler, kendi tarihi, yapısal, metinlerarası ve performatif bağlamlarında incelenir ve anlatıcılar ve onların Fütürizm ve Feminizm ile olan karmaşık ilişkileri, kişi adlarıyla yapılan oyunlar ve parçalanmış karakterler yoluyla ele alınır. "Feminist Manifesto" ise, Loy'un Househunting ve Christ on a Clothesline adlı sanat yapıtlarıyla kurduğu göstergebilimsel ilişki çerçevesinde ele alınır ve görsel ve yazınsal anlatıcıların erkek egemenliğini sorgulamasına ve çağdaş feminizm hareketini eleştirmesine yoğunlaşır. Househunting, görsel anlatıcının, kadınların basmakalıp ev kadınlığı rolleri ve onların toplum kurallarına rıza göstermesini, zihinsel temsil yoluyla nasıl altüst ettiğini ortaya çıkarırken, Christ on a Clothesline, Hristiyanlığı sorgulayarak, erkek egemenliğinin çöküşünü bedensel temsil yoluyla betimler. Loy'un, parçalardan oluşan "Aphorisms on Futurism" adlı yapıtı, aforizmalar arasındaki göstergebilimsel bağlantıları ele alarak, anlatıcının hem kendisi hem de ima edilen okuyucularıyla olan diyaloğunu vurgular. Aforizmalar, Fütürizm ve Modernizm arasında yön değiştirerek, geçmişe ait sanat türlerini yok edip yeni türleri oluşturma ve böylelikle bilinç özgürlüğüne ulaşmayı ele alır. Aforizma analizlerinde ele alınan tartışmalar, Loy'un "Parturition" adlı yapıtının ayrıntılı performatif incelemesi ile geliştirilir. Bu yapıtta, doğum eylemi, fiziksel doğum, sanatsal yaratı ve şiirsel yapıtın ortaya çıkarılması olarak üç şekilde anlatılır. Bu temsillerde, anlatıcı çoklu kimliklere bölünür: sosyal olarak kadını eve hapseden düşünceye ve kadının sınıflandırılmasına karşı gelen feminist-fütürist bir anne, geleneksel sanat formlarını altüst eden bir sanatçı ve alışılagelmiş dilsel formları yıkan yaratıcı bir şair. Bu bölünmüş kimlikler, çeşitli değişimlere uğrar ve yeni türler oluşturmak için sonunda bir araya gelerek zihinsel ve bedensel bir farkındalığa ulaşırlar. Bu tez, Loy'un Surreal Scene adlı tablosundaki simgelerin, göstergebilimsel bağlantılarını araştırarak son bulur. Yapılan tüm incelemeler görsel ve yazınsal anlatıcıların, Loy'un başka yapıtlarıyla ve aynı zamanda Loy'un çağdaşlarının yapıtlarıyla bağlantılarını ortaya koyar ve böylece, Loy'un sanatsal betimlemelerini geliştirmeye yönelik ilk adımı atmış olur. Bu çalışma, Mina Loy'un yapıtlarının yapısal, göstergebilimsel ve metinlerarası bağlamda incelenmesi yoluyla, biyografik-tarihsel-psikolojik eleştiri akımlarına karşı, yazarlık ve okurluk kavramlarını sorgulayarak yeni bir okuma edimi sunar. Anlatıcıların evrimsel ve aynı zamanda çoksesli doğasına yoğunlaşarak hem Mina Loy'un hem de diğer modernist ve feminist sanatçı ve yazarların çalışmaları için, metinlerarası bağlamda çeşitli çıkış noktaları sunar.Doctoral Thesis Türk ceza hukukunda müsadere kurumu(2019) Acar, Hüseyin01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, hukuk sistemimiz açısından oldukça önemli sayılabilecek yeni düzenlemeler içermektedir. Ceza yaptırım sistemimiz de bu yeni düzenlemelerden etkilenmiştir. Yaptırımlar Ceza Kanunumuzda ceza ve güvenlik tedbirleri olarak iki ayrı başlık altında düzenlenmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda müsadereye ilişkin değişikliğin en te¬mel özelliği müsaderenin hukuki niteliğinin güvenlik tedbiri olarak kabul edilmesidir. Ancak doktrinde güvenlik tedbirlerinin hukuki niteliği hakkında tam bir görüş birliği sağlandığı söylenemez. Bazı yazarlar güvenlik tedbirlerinin bir ceza hukuku yaptırımı olduğunu savunurken bazıları ise, önleyici idari tedbir olduğunu ileri sürmektedir. Türk Hukukunda baskın görüş gü¬venlik tedbirlerinin yaptırım niteliğinde olduğunu ileri süren görüştür. Nitekim Kanun Koyucu da güvenlik tedbirlerini 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun üçüncü kısımda yaptırımlar başlığı altında 53. ve devamındaki maddelerde düzenlemiştir. Bu bölümde "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" (md. 53), "Eşya müsaderesi" (md. 54), "Kazanç müsaderesi" (md. 55), "Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri" (md. 56), "Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri" (md. 57), "Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular" (md. 58), "Sınır dışı edilme" (md. 59), "Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri" (md. 60), yer almaktadır. Müsadere; Arapça kökenli "meydana çıkma, olma" anlamındaki "sudur" kelimesinden türetilmiştir. Müsadere herhangi bir bedel ödenmeden özel mülkiyetin, devlet veya hükümdar adına alınması anlamında kullanıl¬dığı gibi, kanunlarla yasaklanan eşya ve malların devlet tarafından zapt edilmesi anlamında da kullanılmıştır. Müsadere kurumunun tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Eski hukuk sistemlerinde mülkiyet hakkına açık müdahale oluşturan, işlenen suçla orantılı olmayan genel müsadere yaptırımı öngörülmüştü. Hukuk alanındaki gelişmelere paralel olarak temel hak ve özgürlükler ile müsadere kurumu da zamanla değişime uğramış, mülkiyet hakkının açık ihlali niteliğinde olan genel müsadere yaptırımı uygulamasından vazgeçilmiştir. Genel olarak bir tanım yapmak gerekirse, "müsadere" kurumu "işlenen bir suç karşılığı olarak, suçla ilgili eşya veya bizatihi kendisi suç oluşturan eşyanın veya suçlunun malvarlığının veya bunların karşılık değerlerinin varsa semerelerinin tamamı ya da bir bölümü üzerindeki mülkiyeti¬ne mahkeme kararı ile son verilmesi ve bu mülkiyetin devlete geçirilmesi" şeklinde ifade edilebilir. Müsadereye hükmedilebilmesi için bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, failin bu suçtan dolayı cezaya mahkûm edilmesi gerekmemektedir. Müsadere kurumu günümüzde suç ve suçlu ile mücadelede modern ceza hukuku sistemlerinin en etkili araçlarından biri haline gelmiştir. Müsadere kurumunun düzenlenmesinin amacı, hukuka aykırı şekilde maddî bir menfaat veya suç işlemek suretiyle haksız bir kazanç elde edilmesinin önüne geçilmek istenmesidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda müsadere, eşya ve kazanç müsaderesi olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Yeni düzenlemeyle birlikte kısmi müsadere, eşdeğer müsadere, kaim değerin müsaderesi, orantılılık ilkesi gibi kurumlar da hüküm altına alınmıştır. Bütün bu düzenlemelerde iyi niyetli üçüncü kişilerin durumu dikkate alınmıştır. Türk Ceza Kanununun 54. maddesinin 1. fıkrasında "suçla ilgili eşyanın", diğer bir ifadeyle bir suçun işlenmesinde kul¬lanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen veyahut suçtan meydana gelen veyahut da kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması kaydıyla "suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın" müsaderesi hüküm altına alınmıştır. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için, suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ve yahut suçtan meydana gelen eşya bakımın¬dan kasıtlı bir suçun işlenmesi ve eşyanın iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerekir. Türk Ceza Kanununun 55. maddesine göre "kazanç müsaderesi", suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların mülkiyetinin devlete geçmesi şeklinde ifade edilebilir. Özellikle son yıllarda "ekonomik suç"'lar bağlamında, gelir elde etme amacıyla işlenen suçlarda büyük artış gözlemlenmektedir. Suçtan elde edilen ekonomik kazanç ve maddî menfaatler çoğunlukla tekrar suç işlenmesinde kullanılmaktadır. Kanun koyucu yeni düzenlemeyle failin suç işlemek suretiyle elde ettiği kazancı (maddi menfaati) ileride yeni suçların işlenmesinde kaynak olarak kullanmasının ve bu yolla yeni suçların işlenmesinin önüne geçmek istemiştir. Böylece, kazanç müsaderesi, "kara para aklama","uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti", "dolandı¬rıcılık","kaçakçılık","ihaleye fesat karıştırma" gibi ekonomik çıkar elde etme ama¬cıyla işlenen suçlara karşı etkin biçimde caydırıcılık özelliği olan bir yaptırım niteliğine kavuşturulmuştur. Suç eşyası ve suçla ilgili ekonomik kazancın muhafaza altına alınması, el konulması, elden çıkarılması, iadesi, müsaderesi ve imhasına ilişkin işlemler; 29662 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 23.3.2016 günü yürürlüğe giren ve bazı maddeleri 17.05.2017 tarih ve 30069 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelikle değiştirilen "Suç Eşyası Yönetmeliği" ile düzenlenmiştir. Çalışmamızda detaylı bir şekilde müsadere kurumunun tanımı, müsaderenin tarihsel süreçteki gelişimi, hukuki niteliği, müsadere çeşitleri, benzer kavramlarla karşılaştırılması, uluslararası sözleşmelerde ve karşılaştırmalı hukukta bazı ülkelerdeki durumu, uygulanma şartları ile müsadere muhakemesi ve müsadere kararlarının infazı incelenmiştir. Yargıtay uygulamaları ve öğretideki farklı görüşlere yer verilmiştir. Çalışmamızın sonuç bölümünde müsadereye ilişkin ortaya çıkan sorunlara çözüm önerileri sunulmuştur.Doctoral Thesis Performance improvement of underlay cooperative cognitive networks bandwidth efficiency under interference limitation(2019) Al-Mishmish, Hameed Radhi MohammedDiversity techniques are known to provide an efficient way of combating fading in wireless communication environments. Time, frequency, and spatial diversity are the three main forms of these diversity techniques. Cooperative diversity could achieve better performance compare to the MIMO system. In cooperative communications, multiple nodes in a wireless network work together to form a virtual antenna array. Using cooperation, it is possible to exploit the spatial diversity of the traditional MIMO techniques, without each node necessarily having multiple antennas. In this work studied with cooperative diversity, cognitive cooperative. The definition of the bandwidth efficiency (BE) of cognitive cooperative network (CCN) is the ratio between a number of the licensed slot(s) or sub-channel(s) used by the unlicensed users to transmit a single data packet from the unlicensed transmitter to unlicensed destination, and from unlicensed relay(s) to unlicensed destination. This paper analyzes and improves the BE in the underlay CCN with a new reactive relay selection under interference and power constraints. In other words, this paper studies how unlicensed cooperative users use the licensed network slot(s) or sub-channel(s) efficiently. To this end, a reactive relay selection method named as Relay Automatic Repeat Request (RARQ) is proposed and utilized with a CCN under interference and power constraints. It is shown that the BE of CCN is higher than that of cooperative transmission (CT) due to the interference and power constraint. Furthermore, the BE of CCN is affected by the distance of the interference links which are between the unlicensed transmitter to the licensed destination and unlicensed relay to the licensed destination. In addition, the BE for multiple relays selection over a CCN under interference and power constraints is also analyzed and studied, and it is shown that the BE of CCN decreases as the number of relays increases.Doctoral Thesis Scintillation and bit error rate performance comparison of bottle and sine hollow beams(2019) Bayraktar, MertBu çalışma kaynak düzleminde şişe ve sinus oyuk ışınları kullanan kablosuz optik haberleşme hatlarında parıldama davranışı ve hata olasılığı tahminini içermektedir. Haberleşme linki üzerindeki performasına ek olarak, şişe ışınının yayılma ve kurtosis parametresi de analiz edilmiştir. Şişe ışının parıldamasının analitik türetimi Rytov parıldama teorisinden faydalanarak yapılmıştır. Denklemler çözülmesi çok zor olduğundan yayılma özellikleri, kurtosis parametresi, parıldama tahmini ve hata olasılığı değerleri rastgele faz tabakaları yöntemi kullanılarak elde edilmiştir. Aynı merthodu kullanara sinus oyuk ışınının da parıldama ve bit hata oranı hesaplanmıştır. Sonuçlarımız gösteriyor ki, asimetrik şişe ışınlarının parıldaması aynı şartlarda karşılık gelen simetrik ışınlara nazaran daha azdır. Bu da bize asimetrik ışınların sabit sinyal gürültü oranında daha düşük bit hata oranına sahip olduğunu sonucunu getirmektedir. Zayıf türbülansta sinüs oyuk ışınının parıldaması Gaussian ışınından daha az olduğu için, bu ışın zayıf türbülansta bit hata oranı bakımından daha vantajlı görünmektedir. Parıldama sonuçları küresel dalga ile karşılaştırılmış ve elde edilen hata olasılığı değerleri analitik formül ile kaşılaştırılıp bu çalışmada çizilmiştir.Doctoral Thesis Moulding and remoulding of the individual in the eighteenth-and nineteenth-century myths of western civilization: Robinson Crusoe, Frankenstein, and Dracula(2019) Abdullah, Shamıl TahaBu tez 18. ve 19. yüzyıllarda yazılmış ve batı medeniyetinin başyapıtları olarak adlandırabileceğimiz mitoslarda bireyin oluşumunu inceleyen bir çalışmadır. Robinson Crusoe (1719), Frankenstein (1818) ve Dracula (1897) eserleri bireyin tarihi süreç içinde uğradığı metamorfozu gösterir birer edebi-tarihi metin olarak ele alınmış ve bireyin bütüncül yapıyla olan ilişkisi bu eserler üzerinden sorgulanmıştır. Bu üç eser Ian Watt'ın Rönesans mitosları olarak tanımladığı Faust, Don Quixote ve Don Juan efsanelerinin kronolojik olarak devamıdır aslında. Bu güncellenmiş mitosların ortak noktalarına bakacak olursak; her üç hikaye de bireyi öncelemekte ve bireyin kendine has doğasının ve tecrübelerinin edebiyatın konusu olacak ölçüde değerli olduğunu ifade etmektedir. Ian Watt, Rönesans döneminin bireyselliğini tanımlıyorken, bu tez Ian Watt'tan yola çıkarak batı kültüründe bireyselliğin kapsamını 18. ve 19. yüzyılları içerecek şekilde genişletmektedir. Tezde kullanılan analiz yöntemine gelince; tez, kuramsal anlamda söz konusu eserlerin klasik mitoslara benzerliğinden yola çıkmakta ve bu eserlerin insan doğasının mitos oluşturma becerisinin bir sonucu olduğunu iddia ederek başlamaktadır. Dolayısıyla, çalışmada bu anlatıların bireysel ve kolektif arketipler bağlamında ortaya çıkan yansımalarının bilgilendirici ve aydınlatıcı olduğu savunulmakta; açığa çıkamayan ama varlığı bilinen kültürel gerilim ve kaygılar hakkında bilgi verilmektedir. Çalışma, üç romanda yer alan bireyleri ve kolektif yapıları kendi tarihsel atmosferleri içerisinde, yani; aristokrat sınıfın etkisinin azalması, orta sınıf erklerin yükselişe geçmesi, sıradan insanın ortaya çıkışı gibi olguları kapitalist sanayi devrimi içerisinde konumlandırır. Üç ayrı bölümde, her bir roman bir diğerinden bağımsız olarak, felsefi doktrinler çerçevesinde bireyi ve onun diğer bireylerle ve kolektif yapılarla olan ilişkisi incelenmektedir. Her bir romanda birey ve toplum sırasıyla Durkheim, Hegel, Marx ve Nietzsche'nin bakış açılarından incelenmiştir. Üç romanda da karakterleri ve kültürel olguları açıklamak için ikincil teorilere atıfta bulunulmaktadır. Bu çalışma, tıpkı Rönesans gibi, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılların kültürlerinin bireyselliği cezalandırdığını ortaya koymakta, ancak bazı farklılıklar olduğunu da dile getirmektedir. 18. yüzyılın başlarındaki dünya görüşü, ekonomik özgürlüğü için yola çıkan Robinson Crusoe'yu ödüllendirirken, 19. yüzyıl dünya görüşü ise Frankenstein ve Dracula karakterlerinin bireyselliğini ve onların temsil ettikleri dünya görüşünü ve kendi kendine yeterlilik anlayışını kabul etmemektedir. Ian Watt, Rönesans karşıtlığını Reform karşıtlığına bağlarken, çalışmada üç romanın da Reform sonrası dönemde bireye yönelik artan düşmanlığın kültürel ve sosyal kaygılardan kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Birey baskı altındadır, çünkü ayak takımının iktidarında toplumlar sıradanlığın ahlakını kucaklar; Frankenstein ve Dracula'nın temsil ettikleri üst insan olma çabalarına ve soyluluk algısına ya da bunların kalıntılarına saldırır. Rönesans döneminin bireysellik hikayeleri gibi, Robinson Crusoe, Frankenstein ve Dracula da bireyciliği konu edinmekte; Batı kültürünün efsaneleri olan bu eserler kurgusal söylemlerini mitos sınırlarının içinde tutmaktadır.Doctoral Thesis Türk ve Alman hukukunda İdare Hukuku boyutuyla yenilenebilir enerji üretimi(2020) Aydınoğlu, Zeynep NihalÇalışmada Türkiye ve Almanya'da yenilenebilir enerji payının brüt enerji tüketiminde sürekli olarak artış gösteren eğiliminin idare hukukuna yansıması ve bunun menfaatler dengesine olan etkileri ele alınmıştır. Bu kapsamda her iki hukuk sisteminde enerji piyasasının genel özellikleri, temel düzenlemeleri, yenilenebilir enerji alanında görev yapan kurumlar ve üretim aşamasında idarenin görev ve yetkileri incelenmiştir. İdarenin görev ve yetkileri bağlamında ise hem Türk hem Alman hukukunda yer tespiti için imar planı yapılması, tesis kurulumu için izin verilmesi, yenilenebilir enerjinin teşvik yöntemleri ve bu teşvikin piyasadaki aktörlerin temel hak ve özgürlükleri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Öte yandan çalışmada yenilenebilir enerji üretiminde menfaatler dengesinin nasıl sağlanacağı Türk ve Alman hukuku üzerinden karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Yenilenebilir enerji üretimi kamu yararına olmasına rağmen, onunla çatışmalı olabilecek diğer kamu yararına faaliyetlerin veya bireysel yararın bu türden bir üretime her durumda feda edilmemesi için, süreçten etkilenen tüm menfaatlerin üretimin her aşamasında dikkate alınması gerekmektedir. Çalışmada menfaatler çatışmasının olduğu hallerde karşılıklı sınırlamalar getirilerek, bu menfaat alanları için mümkün olan en uygun hukuki korumanın tesis edilmesinin yöntemleri açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yenilenebilir enerji üretimi, İmar Planlarında yer seçimi, Üretime İzin Verilmesi, Teşvik Edilmesi, Menfaatler Dengesinin SağlanmasıDoctoral Thesis A methodology for sustainable housing policy in libya case: City of Tripoli(2020) Alameen Alameen, Omar AliBu tez sürdürülebilir konut politikası ile ilgilidir. Konut en temel insani ihtiyaç olarak, insanların en önemli günlük gereksinimidir. Birleşmiş Milletlerin Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinde belirtildiği gibi "Her birey ve aile sağlıkları ve refahları için gerekli yaşam standartlarına sahip olmalıdır ve bu standartlar gıda, giyim, konut, sağlık ve gerekli sosyal hizmetleri kapsar" (UNHR, 2009). Yaşam ve barınma hakkı insanların en temel ihtiyaçları arasındadır ve konut edinme toplumun yaşam standartının bir göstergesidir. Henilane'e (2015) göre bir konut rahat, ekonomik, bakımı yapılabilir, mimari yönden anlamlı ve çevreyle uyumlu olmalıdır. Bu temel hakkın devamlılığı ancak "Sürdürülebilir Konut Politikası" üretmekle sağlanabilir. Edwards'a (2000) göre herkesin uygun bir konuta ulaşma şansı olduğu takdirde ve bu sosyal kaynaşma, refah ve kişisel özgürlüğü sağlarsa, bir konut sürdürülebilir olarak kabul edilir. Sürdürülebilir konut "Bugünün insanlarının ihtiyaçlarını karşılayan ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılamaları konusunda taviz vermeyen konut" olarak tanımlanır. Bu tezin amacı Libya'daki sürdürülebilir konut politikasının gerçekleştirilmesi ile ilgili çalışmaların sonuçlarından-özellikle Trablus ve Libya'nın geneli için konut sürdürülebilirliğinin ilkelerinin uygulanması amacı ile-yarar sağlamaktır. İlave olarak bu tez paydaşlar "profesyoneller ve kullanıcılar" için sürdürülebilirlik kavramları ve bunların konut sorununa ciddi çözümler üretmek konusundaki önemleri hakkında iyi bir zemin hazırlamayı amaçlamaktadır. Ayrıca önceki Libya hükümetlerinin başarılı konut politikaları hakkında konut kullanıcılarının memnuniyetini değerlendirmektir. Anketlerde sağlanan bilgiler ile konunun üç önemli boyutu "çevresel, sosyal ve ekonomik yönleri" araştırılarak ve konutların bir Libya ailesinin nazarında şimdiki ve gelecekteki uygunluğu sorularak edinilmiştir. Gelecekteki konut projelerinin uygulanmasında dikkate alınması gereken karakteristik unsurlar da dahil edilmiştir. Aynı zamanda bu tez bir örnek olay incelemesini de konu alarak kullanıcı memnuniyetini ölçmeyi de içermektedir. Bu çalışma Trablus'da gerçekleştirilen dört konut projesini içermektedir.Doctoral Thesis The effect of beam parameters on vortex beams propagating in atmospheric turbulence(2020) Elmabruk, KholoudHüzme parametrelerinin türbülanslı atmosferde yayılan girdap hüzmelerinin yoğunluk profili üzerindeki etkisi ve bu hüzmelerin sintilasyon özellikleri analiz edilir. Bu analizi gerçekleştirmek için rastgele bir faz tarama modeli kullanılmıştır. Sintilasyon özellikleri topolojik yük, ışın sırası, çalışma dalga boyu, alıcı diyafram tarafı uzunluğu ve kaynak boyutu parametrelerindeki değişikliklere göre değerlendirilir. Sonuçlar, yüksek topolojik yüke sahip düz tepeli bir Gauss vorteks ışınının kullanılmasının sintilasyonda bir azalmaya neden olduğunu göstermektedir. Alıcı açıklığı yan uzunluğunun arttırılması, sintilasyon seviyesini azaltır. Kaynak boyutu arttıkça sintilasyon azalır. Sunulan sonuçlar ayrıca yüksek topolojik yüklere sahip düz tepeli bir Gauss vorteks ışınının temel Gauss ışına göre daha az sintilasyona sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca, daha yüksek topolojik yükleri olan ışınlar ve daha yüksek dalga boylarında çalışan ışınlar, yayıldıkça ışın profillerini korurlar. Işın sırası, ışın profilini etkilemez. Hüzme kaynak boyutu arttıkça, ışın profili dramatik değişiklikler yaşar. Bu tezin bulguları, yeni nesil optik iletişim bağlantılarının ve ağlarının performansının iyileştirilmesinde faydalı olacaktır.

