Doktora Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/15957
Browse
Browsing Doktora Tezleri by Title
Now showing 1 - 20 of 62
- Results Per Page
- Sort Options
Doctoral Thesis A methodology for sustainable housing policy in libya case: City of Tripoli(2020) Alameen Alameen, Omar AliBu tez sürdürülebilir konut politikası ile ilgilidir. Konut en temel insani ihtiyaç olarak, insanların en önemli günlük gereksinimidir. Birleşmiş Milletlerin Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinde belirtildiği gibi "Her birey ve aile sağlıkları ve refahları için gerekli yaşam standartlarına sahip olmalıdır ve bu standartlar gıda, giyim, konut, sağlık ve gerekli sosyal hizmetleri kapsar" (UNHR, 2009). Yaşam ve barınma hakkı insanların en temel ihtiyaçları arasındadır ve konut edinme toplumun yaşam standartının bir göstergesidir. Henilane'e (2015) göre bir konut rahat, ekonomik, bakımı yapılabilir, mimari yönden anlamlı ve çevreyle uyumlu olmalıdır. Bu temel hakkın devamlılığı ancak "Sürdürülebilir Konut Politikası" üretmekle sağlanabilir. Edwards'a (2000) göre herkesin uygun bir konuta ulaşma şansı olduğu takdirde ve bu sosyal kaynaşma, refah ve kişisel özgürlüğü sağlarsa, bir konut sürdürülebilir olarak kabul edilir. Sürdürülebilir konut "Bugünün insanlarının ihtiyaçlarını karşılayan ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılamaları konusunda taviz vermeyen konut" olarak tanımlanır. Bu tezin amacı Libya'daki sürdürülebilir konut politikasının gerçekleştirilmesi ile ilgili çalışmaların sonuçlarından-özellikle Trablus ve Libya'nın geneli için konut sürdürülebilirliğinin ilkelerinin uygulanması amacı ile-yarar sağlamaktır. İlave olarak bu tez paydaşlar "profesyoneller ve kullanıcılar" için sürdürülebilirlik kavramları ve bunların konut sorununa ciddi çözümler üretmek konusundaki önemleri hakkında iyi bir zemin hazırlamayı amaçlamaktadır. Ayrıca önceki Libya hükümetlerinin başarılı konut politikaları hakkında konut kullanıcılarının memnuniyetini değerlendirmektir. Anketlerde sağlanan bilgiler ile konunun üç önemli boyutu "çevresel, sosyal ve ekonomik yönleri" araştırılarak ve konutların bir Libya ailesinin nazarında şimdiki ve gelecekteki uygunluğu sorularak edinilmiştir. Gelecekteki konut projelerinin uygulanmasında dikkate alınması gereken karakteristik unsurlar da dahil edilmiştir. Aynı zamanda bu tez bir örnek olay incelemesini de konu alarak kullanıcı memnuniyetini ölçmeyi de içermektedir. Bu çalışma Trablus'da gerçekleştirilen dört konut projesini içermektedir.Doctoral Thesis Alacaklının temerrüdü ve hukuki sonuçları(2021) Bayram, Aziz ErmanAlacaklının temerrüdü, Türk Borçlar Kanunu'nun 106 ilâ 110. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Alacaklının temerrüdünde; alacaklının, taraflar arasındaki sözleşmeye veya hukukî işlemin niteliğine göre yapması gereken bir iş birliği eylemini yapmaktan ve bu kapsamda kendisine gereği gibi önerilen ifa edilebilir nitelikteki bir edimi kabul etmekten haklı olmayan bir nedenle kaçınarak hâlihazırda ifası mümkün olan bir edimin ifasının gecikmesine neden olması söz konusudur. Alacaklının temerrüdü hukukî niteliği itibariyle bir ifa engelidir. Ayrıca; alacaklının, temerrüde düşmesi için kusurlu olması zorunlu değildir. Alacaklının temerrüdünün işlevi, borçlunun borcun ifası için kendi üzerine düşen tüm davranışları gerçekleştirmesine rağmen ifa eylemlerine devam edilmesinin veya ifanın tamamlanmasının, alacaklının iş birliğine bağlı olması durumunda; borçlunun, alacaklının iş birliği olmaksızın borcuyla olan bağını sona erdirebilmesinde görülür. Alacaklı tarafından, borcun gereği gibi ifa edebilmesi için yapılması gereken iş birliği eylemleri, kural olarak sözleşmesel yükümler değil; dava edilemez ödevlerdir. Dolayısıyla alacaklının ödevli olduğu iş birliği eylemini yapmaktan kaçınması, borcun ihlâli değil; sadece bir ödevin ihlâli sonucunu doğurur. Alacaklının ödevli olduğu bir iş birliği eylemini yerine getirmekten kaçınması üzerine; borçlu, alacaklıyı dava yoluyla söz konusu eylemi gerçekleştirmeye zorlayamaz veya alacaklıdan tazminat talep edemez. Buna karşılık alacaklının temerrüdü nedeniyle borcuyla bağlı kalmaya devam eden borçlunun durumu, alacaklının aleyhine olacak şekilde iyileşir. Alacaklının temerrüde düşmesi üzerine borçlunun sorumluluğu önceki döneme göre hafifler ve artık hasar, temerrüde düşen alacaklıya geçer. Alacaklının temerrüdü, borçlunun temerrüdünü ve ödemezlik def'ini dışlar. Alacaklının temerrüde düşmesinden itibaren para borçlarına faiz işlemez. Alacaklının temerrüde düşmesi üzerine borçlu; maddî edimlerde, edim konusunu kural olarak tevdî ederek ve istisnaen satarak; maddî olmayan edimlerde ise sözleşmeden dönerek borcundan kurtulabilir.Doctoral Thesis Analysing Tax Amnesties Within the Framework of Institutionsl Logic(2024) Avşaroğlu, Güliz Lerzan; Şener, İrgeOsmanlı İmparatorluğunun mirası devletçi yapı, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş aşamasında yerini bulmuş, Osmanlıdan gelen kanunları uygularken günün şartlarına uygun olarak değiştirilmiş veya yenilenmiştir. Vergi kanunları, ekonomik koşullar ve siyasi yapıya göre yenilenirken yıllar içerisinde mükelleflerin karşılaştıkları zorlukların aşılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede çalışmanın amacı, kurumsal mantık ışığında vergi aflarını yürürlüğe sokan Devletin bu kararları kurumsal rasyonalizm veya popülizm nedeni ile mi verdiğinin, dolayısıyla devletin kurumsal mantık değişiminin hangi nedenden dolayı olduğunun tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye Cumhuriyetinin 100 yıllık süre içerisinde, 40 vergi affının kanunlaşması sırasında iktidar partisi milletvekilleri tarafından söylenen ifadelerin yer aldığı meclis tutanakları, hükümetlerin vergi aflarına ilişkin popülist söylemlerinin belirlenmesi için içerik analizine tabi tutulmuş; aynı zamanda dönemlere ait olan kurumsal mantık kavramları kurumsal rasyonalizm açısından irdelenirken ilgili dönem mantıklarının ne olması gerektiği, iktidar partilerinin ekonomik anlamda nasıl hareket ettiği, dönemin adını alan ekonomik uygulamaların gerçekteki kavramla örtüşüp örtüşmediği eş zamanlı olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda Cumhuriyetin ilk yıllarında vergi aflarının çıkarılmasına ilişkin mantığın devletçi mantık ile örtüştüğü ve kurumsal rasyonalizm görüldüğü; liberal ve piyasa mantığının hâkim olduğu dönemlerde vergi aflarının ilgili dönemin mantığını taşıyan popülist politikalar doğrultusunda çıkartıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu dönemleri takip eden dördüncü dönem mükellef odaklı piyasa mantığı olarak tanımlanmış, bu dönemde bir taraftan kurumsal rasyonelitenin etkisi diğer taraftan popülist söylemlerin mevcut olduğu tespit edilmiş, bu nedenle 'rasyonel popülizm' olarak tanımlanan hibrit bir kurumsal mantığın mevcut olduğu önerilmiştir. 2002 yılından sonraki dönemde rasyonel popülizm etkisiyle hem toplumun her kesiminin taleplerinin büyük ölçüde karşılandığı hem de ekonomi politikalarının gerekliliği olan prosedürlere uyulduğunu yansıtan ifadelerin olduğu tespit edilmiştir.Doctoral Thesis Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının Türk Vergi Hukukuna etkisi(2017) Dilemre Öden, BegümVergilendirme ilişkisinin bir tarafında birey diğer tarafında ise devlet bulunmaktadır. Bu ilişkide taraflar arasında eşitlik söz konusu değildir. Bu durum, tarafların çıkarları arasında çatışma ortaya çıkarmaktadır. Çatışmanın varlığı, mükellef haklarının ve insan haklarının önemini ortaya koymaktadır. Bir uluslararası sözleşme olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insan hakları konusunda asgari ölçütleri belirlemektedir. Vergi mükelleflerinin de AİHS kapsamında koruma altında bulunan pek çok hakkı bulunmaktadır. Vergi idareleri ve vergi mahkemeleri mükellef hakları kapsamında AİHS normlarını dikkate almak durumundadırlar. Bu doğrultuda AİHM içtihatları da oldukça önemlidir. Çalışma kapsamında Anayasa Mahkemesinin vergiye ilişkin olarak bireysel başvuru kararlarına da değinilmekte ve bu kararlarda ortaya konan ilkelerin AİHS normları ve AİHM içtihatlarına uyumu ele alınmaktadır.Doctoral Thesis Beam shaping effects on MIMO free-space optical communication systems(Çankaya Üniversitesi, 2016) Gökçe, Muhsin CanerMultiple Input Multiple Output (MIMO) systems are employed in Free Space Optical (FSO) communication links to improve the link reliability in the presence of atmospheric turbulence. In this thesis, we consider a MIMO FSO system with practical transmitter and receiver configurations that consists of a radial laser array with Gaussian beams and a detector array with Gaussian apertures. Using the extended Huygens-Fresnel principle in weak atmospheric turbulence, we have derived formulations to find the average power and the power correlations on the finite sized detectors. This lets us to quantify the performance metrics such as the power scintillation index, the aperture averaging factor and the average bit error rate () as a function of system parameters, i.e., transmitter and receiver ring radius, number of Gaussian laser beams, number of detectors, laser source size, detector aperture radius, degree of source coherence, link distance and the structure constant of atmosphere. At first, by the help of the derivations the performance of multiple-input single-output (MISO) FSO system is investigated using both for coherent and for partially coherent Gaussian sources. Then, we improve our derivations and investigate the performance of MIMO FSO systems. In this way, the performance of MIMO FSO system is compared to that of MISO FSO, single-input multiple-output (SIMO) FSO and single-input single-output (SISO) FSO systems. MISO systems are then employed in underwater wireless optical communication (UWOC) links to mitigate the degrading effects of oceanic turbulence. To quantify the scintillation index of the MISO UWOC system, the Huygens - Fresnel principle is used with the novel equivalent structure constant of atmosphere. The oceanic turbulence parameters such as rate of dissipation of mean-squared temperature, rate of dissipation of kinetic energy per unit mass of fluid, Kolmogorov microscale, the ratio of temperature to salinity contributions to the refractive index spectrum, link distance and the wavelength which are expressed by the novel equivalent structure constant of atmosphere. Using the Matlab program, we present graphs and investigate the effect of system parameters on the performance metrics.Doctoral Thesis Bilyalı Rulmanların Superfiniş İşlemesinin Modellenmesi(2025) Aslanbaş, İrem Gül; Akar, SametBilyalı rulman üretimi dövme, tornalama, ısıl işlem, taşlama ve süperfinisaj (SF) işlemlerini içerir. En kritik adım olan süperfinisaj, yüzey pürüzlülüğünü, yük kapasitesini, yorulma direncini, form doğruluğunu, gürültü seviyesini ve aşınma direncini önemli ölçüde etkiler. Ayrıca yağlama tutunmasını artıran mikro dokular oluşturur. İşlem, hidrolik basınç ve pnömatik basınçla tahrik edilen ve kesme sıvısı olarak yağ kullanan salınımlı aşındırıcı bir taş ile dönen bir iş parçası arasında karmaşık bir etkileşimi içerir. İş parçası izlerini önlemek ve talaş kaldırma verimliliğini korumak için uygun aşındırıcı temizlik çok önemlidir. Gürültü seviyesi, rulmanları sınıflandırmak için önemlidir ve sınıflandırılmamış rulmanlar hurdaya çıkar. Yüksek hassasiyetli rulmanların üretimi daha az gürültü ve titreşim seviyesine ihtiyaç duyar. Gürültü seviyesi ile işlemi uzlaştırmak önemli hale gelmiştir. SF işleminin özelliklerini öğrenmek için önce deneysel bir tasarım oluşturuldu. Deney Tasarımı (DOE) yöntemi kullanılarak, süperfinishing (SF) prosedürünün aşınma ve yüzey topografisini nasıl etkilediğini incelemek için kapsamlı bir araştırma yürütüldü. Daha doğru bir yüzey kalitesi elde etmek için ideal işlem parametrelerini belirlemek amacıyla 405 deneysel gözlem yapıldı. Önemli aşınma parametrelerini değerlendirmek için hem aşındırıcı hem de aşınmış yüzeylerin optik ölçümleri dahil olmak üzere bulgular üzerinde çeşitli analizler yapıldı. Yüzey özelliklerinin gürültüyü nasıl etkilediğini daha iyi incelemek için makine öğrenimi algoritmaları kullanıldı. Gürültü seviyeleri ile işlem parametreleri vii arasındaki ilişki regresyon analizi kullanılarak araştırıldı. SF işlem parametrelerine dayalı gürültü seviyelerini tahmin etmek için hem sayısal hem de kategorik verileri işlemek için derin öğrenme algoritmaları kullanıldı. Bu strateji, işleme giderlerini ve gürültülü hurdayı düşürürken doğru ürün çıktılarını sağlamayı amaçladı. Ayrıca, çalışma makine öğrenme araçları kullanılarak, işlem parametrelerinin yatakların gürültü seviyesini belirleyen yüzey özellikleri Ra ve Rz üzerinde bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Sonucun hurda olmasının etkisi şu şekildedir: 1. Öncelikli taş basıncı 2. Öncelikli salınım hızı 3. Öncelikli iş parçası rpm'si. Ra endüstriyel uygulamalarda daha fazla kullanılmasına rağmen, Rz gürültüyü azaltmada Ra'dan daha etkilidir. Üretim sırasında yüzey pürüzlülüğünden kaynaklanan gürültüyü azaltmaya çalışırken Rz parametresinin işlem değerlerinin incelenmesi gerekir. İşlem boyunca iyi değerler ve hassas bir yüzey elde etmek için hem aşındırıcı hem de aşınmış yüzey kullanılarak aşınma incelenirken SiC aşındırıcı kullanılmalıdır. WA aşındırıcı, işlemin başlangıcında agresif bir yapı gösterir. FA ve SiC aşındırıcı daha kararlı sonuçlar verir. Bu nedenle, bu bilgi esastır ve işlem ve ürün iyileştirme çalışmalarında kullanılmalıdır.Doctoral Thesis Ceza hukukunda güven ilkesi(2022) Düzenli, HilalGüven ilkesi, kural olarak kimsenin kendi davranışlarını, üçüncü kişilerin yükümlülüklerine aykırı hareket edecekleri varsayımı altında yönlendirme yükümlülüğü olmadığı, aksine somut belirtiler olmadığı sürece bu kişilerin hukuka uygun davranacakları yönündeki beklentilerinin hukuk düzeni tarafından korunacağını ifade eder. Başka bir deyişle güven ilkesi, herkesin diğerlerinin hukuka uygun davranacaklarına ve kendi yükümlülüklerini yerine getireceklerine güvenebileceği anlamına gelir. İlke, ilk olarak Alman ve Avusturya hukuklarında trafik hukuku bağlamında ortaya çıkmış ve içtihatlar yoluyla giderek genişleyen bir uygulama alanına kavuşmuştur. Bu bakımdan güven ilkesi; tıp hukuku, inşaat hukuku, ürün sorumluluğu gibi alanlar başta olmak üzere insanlar arası etkileşim ve işbirliğinin olduğu pek çok alanda uygulanma kabiliyetine sahiptir. Taksirli suçlar bakımından uygulama alanı bulan güven ilkesine, objektif özen yükümlülüğünün belirlenmesi ve somutlaştırılmasında başvurulmaktadır. Nitekim hukuk normlarına uyulacağını varsayarak hareket etmek kişinin yükümlülüklerine aykırı bir hareket olarak nitelendirilemez. Ancak güven ilkesi sınırsız bir uygulama alanına sahip olmayıp bazı sınırlandırmalara tabidir. Çocuklar, yaşlılar gibi hukuk kurallarına uyamayabilecek kişilere karşı güven ilkesi geçerli olmadığı gibi diğerlerinin hukuka aykırı hareket ettikleri yönünde somut emareler bulunması ile denetim ve gözetim yükümlülüğü bulunması gibi durumlarda de güven ilkesi uygulanmaz. Bu halde kişi, diğerlerinin hukuka aykırı davranabileceklerini dikkate alma yükümlülüğü altındadır.Doctoral Thesis Ceza hukukunda hata(2022) Balak, Ahmet CanCeza hukukunda hata, kişinin norma veya maddi bir vakıaya ilişkin bilgisizliği ya da hatalı değerlendirmesi nedeniyle, tasavvurundaki durum ile gerçek durum arasında meydana gelen uyumsuzluktur. Bu uyumsuzluk, failin kusurluluğuna etki eden ya da kastını ortadan kaldıran bir hal olarak karşımıza çıkmaktadır. Konu; suçun manevi unsuru, maddi unsuru ve hukuka aykırılık unsuru ile doğrudan ilgili bulunmakla birlikte; suç teorisinde pek çok görüşün ileri sürüldüğü, her zaman güncel tartışmalardan beslenen bir kurum olarak kendisini göstermektedir. Ceza hukukunda hata; hukuki hata, fiili hata ve suçta hata başlıkları altında incelenebilecektir. Tezin amacı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile benimsenen farklılıkları da ortaya koyarak, kuruma ilişkin esasları ortaya koymak ve bu alanda yapılan çalışmalara katkı sağlamaya çalışmaktır. Bu kapsamda birinci bölümde ceza hukukunda hata kavramsal açıdan incelenerek, hatanın benzer kavramlardan farkı, ceza hukukunda hata türleri ele alınmıştır. İkinci bölümde hukuki hata ve üçüncü bölümde fiili hata konusu üzerinde incelemelerde bulunulmuş ve bunların görünüş biçimleri ve ceza sorumluluğuna etkileri üzerinde durulmuştur. Dördüncü ve son bölümde ise işlenemez suç ve sözde suç müesseseleri suçta hata başlığı altında açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.Doctoral Thesis Circadian lighting design: Effects of OLED lighting conditions on visual comfort and well-being in an indoor office environment(2022) Avcı, Ayşe Nihanİnsan ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde çeşitli aydınlatma armatürleri geliştirilmiştir. Akkor ve deşarjlı lambalar yaygın olarak kullanılmaya devam ederken, katı hal aydınlatma ailesinin bir üyesi olan organik ışık yayan diyot (OLED) paneller gibi daha yeni teknolojiler daha avantajlı hale gelmiştir. OLED'ler, sirkadiyen sistem dostu olma, düşük güç tüketimi, uzun ömür ve mavi ışık riski taşımama gibi diğer yapay aydınlatma alternatiflerine göre çok sayıda avantajla birlikte tamamen yeni bir yapay aydınlatma olanakları seti sunmaktadır. Aydınlatma, insan değerlendirmelerine dayalı olarak görsel ve görsel olmayan açılardan insan ve çevre arasındaki ilişkiyi etkilemektedir. Vurgu, iç mekanlarda insanın görsel konforuna ve refahına fayda sağlayan konforlu ve sağlıklı aydınlatmanın sağlanmasıdır. OLED aydınlatma ile insan sirkadiyen sistemi, görsel konfor ve ofis iç mekanlarında refah arasındaki ilişki üzerine çalışmalar sınırlıdır. Bu tez, OLED aydınlatma koşullarının kapalı bir ofis ortamında insan sirkadiyen sistemini, görsel konfor seviyesini ve refahını nasıl etkilediğini araştırmaktadır. Deney, Çankaya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden 31 gönüllü ile yapılmıştır. Tam ölçekli ofis ortamı, OLED aydınlatmanın iki farklı renk sıcaklığı (CCT), yani 3000 K ve 4000 K ile tasarlanmıştır. OLED aydınlatma koşullarının insan sirkadiyen sistemi üzerindeki etkilerini gerçek anlamda araştırmak için bilek aktigrafisi kullanılmışır. İki OLED aydınlatma koşulunun görsel konfor üzerindeki etkilerini değerlendirmek için Ofis Aydınlatma Anketi kullanılmış ve iki OLED aydınlatma koşulunun, katılımcıların refahını değerlendirmek için Küller'in Çevresel Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama süreci, her katılımcı için 3000K ve 4000K OLED aydınlatma koşulları olmak üzere iki farklı gün ile 10:00-15:00 saatleri arasında çalışma saatlerinin büyük bir bölümünü almıştır. Toplanan veriler daha sonra çok değişkenli istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlarla ilgili olarak, insan sirkadiyen sistemi, sıcak beyaz (3000 K) OLED aydınlatmaya maruz kaldığında çalışma günü boyunca etkili olmaya devam etmiştir. Ayrıca sıcak beyaz (3000 K) OLED aydınlatma, sirkadiyen ritmik aktivite ve aydınlık düzeyinde nötr beyaz (4000 K) OLED aydınlatmaya göre daha etkilidir. Görsel konfor koşulları açısından, sıcak beyaz (3000 K) OLED aydınlatma, nötr beyaz (4000 K) OLED aydınlatmaya göre daha konforlu bulunmuştur. Refah açısından, her iki OLED aydınlatma koşulu da ölçeğin pozitif ucuna doğru derecelendirilmiş; ancak katılımcılar, sıcak beyaz (3000 K) OLED aydınlatmaya maruz kaldıklarında, nötr beyaz (4000 K) OLED aydınlatmaya göre daha sakin, tatmin olmuş, meraklı, ilgili ve enerjik hissetmişlerdir. Çalışmanın bulguları, OLED aydınlatmanın sirkadiyen aydınlatma tasarımında etkili olduğunu göstermektedir; burada görsel olmayan yönleri de hesaba katarak insanların görsel konforunu ve refahını iyileştirmek amacıyla iç mekanlardaki aydınlatmayı optimize etmek için önemli bir referans görevi görmektedir. Bulgular ayrıca, insan sirkadiyen sistemi ile iç mekanlardaki farklı aydınlatma türleri arasındaki ilişkiyi araştırmak için iç mimari ve aydınlatma tasarımı üzerine gelecekteki çalışmalarda bilek aktigrafisinin kullanılması gerektiğini düşündürmektedir. Bu, sirkadiyen aydınlatma tasarım yöntemleri hakkında ilginç bulgulara ve tartışmalara yol açabilir.Doctoral Thesis Çocuklarla Birlikte Tasarlama: Öz Belirleme Teorisi Bağlamında Oyun Alanı Tasarımında Özerklik, Yeterlilik ve İlişkililiğin İncelenmesi(2025) Sağocak, Güniz; Demirbaş, Güler UfukBu tez, Öz Belirleme Teorisi'nin (SDT) oyun alanı tasarımına nasıl entegre edilebileceğini ve mekansal ve katılımcı tasarım stratejileri aracılığıyla çocukların özerklik, yetkinlik ve ilişkili olma gibi psikolojik ihtiyaçlarını nasıl destekleyebileceğini araştırmaktadır. Çağdaş oyun teorileri, olanaklar (affordans) teorisi ve gelişim psikolojisi çerçevesinde, bu çalışma 11-13 yaş arası çocukların oyun alanlarını nasıl algıladıklarını ve değerlendirdiklerini araştırmaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler ve fotoğraf ile uyarılma teknikleri kullanılarak yapılan nitel araştırmada, belirli tasarım özelliklerinin psikolojik ihtiyaçları nasıl desteklediğini veya engellediğini incelemek için tematik analiz kullanılmıştır. Bulgular, SDT'nin üç temel ihtiyacına göre, esnek seçim, zorlayıcı ekipman, akran etkileşimi ve hayal özgürlüğü alt temaları altında düzenlenmiştir. Temalar arasında sentez yapılarak, uygulanabilir tasarım ilkeleri geliştirilmiştir. Araştırma, çocukların oynamaya motive eden unsurları net bir şekilde anladıklarını ve görüşlerinin oyun alanı tasarımını anlamlı bir şekilde zenginleştirebileceğini göstermektedir. Tez, gelişimsel ihtiyaçları, yaratıcılığı ve sosyal bağları destekleyen motivasyonel oyun alanları için çocuk merkezli bir tasarım çerçevesi sunarak iç mimarlık, çevre psikolojisi ve katılımcı tasarım alanlarına katkıda bulunmaktadır.Doctoral Thesis Comparative analysis of vector quantization methods used in speech processing(2019) Ali Faraj, Hiba FarajVektör nicemleme teknikleri konuşma sinyalini sıkıştırmada hayati bir öneme sahiptir. Çok çeşitli vektör nicemleme metotları mevcuttur. Herbir teknik kendine has avantaj ve dezavantajlar içermektedir ve tüm yönleriyle mükemmel sonuçlar veren bir vektör nicemleme metodu henüz yoktur. Bu tez çalışması, mevcut vektör nicemleme tekniklerinin performansını yeni metotlar uygulayarak iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Bu tezde mevcut metotlardan hareketle melez vektör nicemleme teknikleri uygulanmıştır. Tasarlanan vektör nicemleyicilerin performansı, spectral distorsiyon, hesapsal karmaşa ve hafıza gereksinimleri bakımından değerlendirilmiştir. Bu tez çalışması kapsamında Çok aşamalı vektör nicemleme (MSVQ) metodu, Split vektör nicemleme (SVQ) metodu, Artık sinyal vektör nicemleme (RVQ) metodu, ve sesli/sessiz artık sinyal vektör nicemleme metodu (VUV_RMSVQ) analiz edilmiştir. VUV_RMSVQ metodu en iyi test sonuçlarını verdiğinden, bu metotla optimum kod tablosu tasarlamada yeni metotlar bulabilmek için araştırma derinleştirilmiştir. Daha sonra, tüm tasarlanan vektör nicemleme metotlarının performansları var olan metotlarla karşılaştırılmıştır. Tüm çalışma standart TIMIT veritabanı kullanılarak ve bu veritabanında temiz ve gürültülü ses verileri kullanılarak yürütülmüştür. Herbir vektör nicemleme metodu için bir Doğrusal öngörülü kodlama (LPC) tabanlı kod tablosu üretim algoritması tasarlanmıştır. Vektör nicemleme LPC analiz ve sentez arasında gerçekleştirilen bir işlemdir. Vektör nicemleme için gerekli konuşma parametreleri çizgi spectrum frekanslarıdır (LSF) ve bunlar LPC katsayılarından elde edilirler. Tez çalışmasının başlangıcında, MSVQ ve SVQ metotları ile kod tabloları tasarladık ve bunları spectral distorsiyon bakımından karşılaştırdık. MSVQ metodu ile tasarlanan kod tablolarının daha iyi sonuçlar verdiğini gördük. Daha sonra, kod tablosu tasarlamak için RMSVQ ve RSVQ metotlarını kullandık. Sonuçlardan görüldü ki en iyi sonuç RMSVQ metodu tarafından verildi. Sonuç olarak, RSMVQ metodu ile devam ettik ve spectral distorsiyon için en iyi performansı başarabilmek için sesli/sessiz karar metodunu RSMVQ metodu ile birleştirdik. Test sonuçlarına göre, en iyi performansın VUV_RMSVQ metodu ile başarıldığı görüldü.Doctoral Thesis Configuration of alternative spaces through performative and nomadic acts in Doris Lessing's short fiction(Çankaya Üniversitesi, 2018) Güvenç, ÖzgeDoris Lesing farklı konuları deneysel yazı biçimleriyle ele alarak kendini sürekli keşfeden ve geliştiren çok yönlü bir yirminci yüzyıl yazarıdır. Eserlerindeki içerik ve biçim zenginliği aynı zamanda yaşadığı mekanlara nasıl değer verdiğini de gösterir. Yazarın çoğu roman ve öykülerinin Afrika ve İngiltere'de geçiyor olması yazarın hem bir çocuk hem de bir yetişkin olarak bu iki ülkedeki deneyimleriyle yakından ilgilidir. Lessing, Afrika kıtasında bulunan vahşi doğa, ekilen sömürge toprakları ve çiftlik evleri ile Avrupa şehirlerindeki geçici mekanlarda geçen öykülerinde sömürgecilik, ırkçılık, ulusallık, sınıf ve cinsiyet konularını tartışır. Bu açıdan yaklaşıldığında, öykü kitaplarının – Burası Yaşlı Şefin Ülkesiydi, The Sun Between Their Feet (Ayaklarının Arasındaki Güneş), On Dokuz Numaralı Oda, Jack Orkney'nin Günaha Çağrılışı ve Londra Gözlemleri: Öyküler ve Taslaklar – mekan ve cinsiyet ilişkisi çerçevesinde incelenmesinin mümkün olduğu görülmektedir. Bu tez her iki cinsiyetin, özellikle de kadın kahramanların, performatif ve göçebe eylemler yoluyla, özel ve kamu alanları ve geçici yerleri nasıl sınırları olan kısıtlayıcı mekan anlayışından alternatif mekanlara dönüştürdüklerini, Henri Lefebvre ve Edward Soja'nın mekan, Judith Butler'ın performatif cinsiyet ve Rosi Braidotti'nin göçebe kimlik kuramları kapsamında tartışmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, her bölümde ele alınan kitaptaki öyküler mekan açısından sınıflandırıldıktan sonra aynı kitaptan bir öykü seçilerek ayrıntılı olarak incelenecektir. Analiz için seçilen öykülerdeki farklı mekanlar sadece günlük aktivitelerin gerçekleştirildiği yerlerin fiziksel özellikleriyle birlikte insanların davranışlarını ve sosyal ilişkilerini şekillendiren toplumsal norm ve değerleri yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda bu mekanların nasıl yeni biçimlerde yaratılabileceğini gösterir. Bununla beraber, bu tez ev kavramının öyküden öyküye nasıl aşamalı bir şekilde değiştiğini tartışacaktır. Afrika öykülerinden "The De Wets Come to Kloof Grange" başlıklı öykü, aileye ait özel bir evin İngiltere'deki gibi yapılandırılmasını gösterirken, "Getting off the Altitude" böyle bir evin çocuklar, ergenler ve yetişkinler için nasıl sosyal bir mekana dönüştüğünü sergiler. İngiltere'de geçen öyküler ise ev anlayışının kapalı ve özel mekandan açık mekanlara doğru evrildiğini inceleyecektir. "A Woman on a Roof" başlıklı öykü bir kadının apartman çatısını evi gibi kullanarak kişiselleştirdiğini anlatırken, "An Old Woman and Her Cat" ev kavramının aidiyet duygusundan arındırılıp geçici bir barınma mekanına dönüştürüldüğünü sergiler. "Storms" adlı öykü ise taksi ve şehir gibi geçici mekanlarla insanlar arasındaki ilişkiyi ön plana çıkarır.Doctoral Thesis Design and analysis of multiband circularly polarized antenna for modern wireless applications(2021) Azeez Al-Mihrab, Mohammed AbdulrezzaqBu tezde, yeni beş kompakt çok bantlı baskılı anten tasarlanmış ve analiz edilmiştir. İlk iki anten çok yönlü dairesel polarizasyona sahipken diğerleri tek yönlü dairesel polarizasyondur. İlki, kısmi bir zemin düzleminde iki basamak şeklinde yarığı olan açık döngülü altıgen tek kutuplu bir radyatör temel alınarak tasarlanmıştır. Farklı polarizasyona sahip beş çalışma bandı elde edilir. Bu beş banttan üç tanesi dairesel olarak polarize edilirken (CP) diğeri doğrusal olarak polarize edilmiştir. -10 dB empedans bant genişlikleri (IBW'ler) (1.55-1.72 GHz), (2.51-2.64 GHz), (3.1-3.31 GHz), (4.08-5.83 GHz) ve (6.14-6.7 GHz) iken 3 dB Eksenel oran bant genişlikleri (ARBW'ler) (1.6-1.75 GHz), (4.54-4.9 GHz) ve (6.21-6.49 GHz) şeklindedir. Ayrıca, bu anten üçlü bir duyu olan (sağ el, sol el, sağ el) CP, çift yönlü radyasyon modellerini gösterir. Ölçülen kazançlar sırasıyla 1.65 GHz, 2.55 GHz, 3.20 GHz, 4.75 GHz ve 6.35 GHz frekanslarında 1.75 dBi, 3.72 dBi, 3.2 dBi, 5.87dBi ve 7.61 dBi'dir. Genel boyutlar 65 mm × 45 mm × 1,6 mm'dir. Kısmi zemin düzlemine bir çift dikdörtgen şeritle başka iki merdiven şeklindeki yarık eklenmiştir. IBW'ler (empedans bant genişlikleri) sırasıyla (1.478-1.714 GHz), (2.54-2.72 GHz) ve (4.29-4.89 GHz) şeklindedir. Ölçülen 3-dB eksenel oran bant genişlikleri (ARBW'ler), alt ve üst bant için sırasıyla (1.510-1.606 GHz) ve (4.035-5.07 GHz) 'dir. Ölçülen kazançlar sırasıyla 1.575 GHz, 2.55 GHz ve 4.5 GHz frekanslarında 2.5 dBi, 3.6 dBi ve 5 dBi'dir. Bu antenin yan uzunluğu 70 mm'ye çıkarıldı. Önerilen son üç anten, 40 mm × 40 mm × 1 mm boyutlarında CPW ile beslenir. Bu üç antenden biri, karşılıklı köşede bulunan iki dikdörtgen şeritli yarıklı kare bir halkadır ve üç bant elde edilir. IBW'ler şunlardır: (3.59-5.01 GHz), (7.64 - 8.43 GHz) ve (10.81 - 11.28 GHz) 3-dB'deki ARBW'ler: (3.15-4.69 GHz), (7.77-8.17 GHz) ve (10.84 - 11.25 GHz) GHz. Simüle edilen kazançlar, sırasıyla 4.5 GHz, 8 GHz ve 11 GHz merkez frekanslarında 3.75 dBi, 3.2 dBi ve 4.62 dBi'dir. İlk güncellenen antende, önceki antende güçlü olmadığından radyatörün uzak köşesindeki zemin düzlemine ters çevrilmiş bir L-şeridi eklenerek, ilk banttaki CP özelliği artırıldı. Üç bant için IBW'ler: (3.2-5.39 GHz), (7.55 - 8.21 GHz) ve (10.79 -11.31 GHz) iken ARBW: (3.32-4.58 GHz) ve (10.79-11.13 GHz)'dir. Simüle edilen kazançlar sırasıyla 3.6 GHz, 8 GHz ve 11 GHz merkez frekanslarında 2.65 dBi, 3.9 dBi ve 5.3 dBi'dir. İkinci değiştirilmiş anten 5,8 GHz civarında yeni bir bant gösterdi. Dört bant için IBW'ler şunlardır: (3.72-4.88 GHz), (5.62-5.89 GHz), (7.68-8.27 GHz) ve (10.83-11.33 GHz) ARBW'ler ise: (3.17-3.64 GHz), (5.62-5.89 GHz) ve (10.64-11.1 GHz). Simüle edilmiş kazançlarla ilgili olarak sırasıyla 3.6 GHz, 5.8 GHz, 8 GHz ve 11 GHz frekanslarında 2.6 dBi, 2.1 dBi, 3.6 dBi ve 4.4 dBi vardır. Son olarak, bu çalışmada önerilen tüm antenler, 4.4 nispi geçirgenliğe sahip bir FR4 substratı kullanılarak tasarlanmıştır. Simülasyon sonuçları, Anasys'in HFSS simülatörü kullanılarak değerlendirilmiştir.Doctoral Thesis Design of high performance low latency rateless codes(Çankaya Üniversitesi, 2017) Abdulkhaleg, Nadhir IbrahimLuby Transform (LT) codes are one of the best rateless codes mainly designed for binary erasure channel. The characteristics of such codes perfectly performing when used with bulk data files, however a performance degradation has been observed when using them with short length messages. In this thesis, we present a new design for rateless codes, particularly an efficient LT codes using robust soliton distribution (RSD) as a degree generation method and tested in both binary erasure channel (BEC) and noisy channels like the additive white Gaussian noise (AWGN) channel. First, a new proposed decoding technique is defined as belief propagation-pattern recognition (BP-PR) is implemented to enhance the decoding ability of the conventional (BP) algorithm to overcome the problem of losing degree-one coded symbols which caused early decoding termination. The simulation results approve the improvement of the BP-PR when used with LT-RSD and outperforms the bit error rate (BER) records for the state of art techniques like memory-based robust Soliton distribution using conventional BP (LT-MBRSD-BP) or the Gaussian elimination assisted belief propagation (LT-RSD-BP-GE) and improve the records for the BER when used with MBRSD, ISD and optimal degree distribution (ODD), to form the new code called (LT-MBRSD-BP-PR),(LT-ISD-BP-PR) and (LT-ODD-BP-PR) respectively. Second, a new efficient deterministic encoding technique using deterministic degree generator with random data selection (LT-DE) is applied for extremely short data lengths. The degree generation method is based on creating the degrees in a repeated frame with a limited upper value called repetition period (𝑅𝑝) and the data symbols are chosen sequentially from a truncated data file. The data file is truncated to segments of length (𝑅𝑝) and each segment is chosen based on a random sequence. Testing this (LT-DE) against (LT-RSD-BP-PR), (LT-MBRSD-BP-PR) and (LT-ODD-BP-PR) in a BEC environment had approved the superiority of such code over all the other mentioned techniques. It has the lower error floor and higher successful decoding rate with minimum overhead and computational cost. The formation of this (LT-DE) associates a mutual relation between the successive coded symbols which motivate us to present a new sequential decoding technique mainly used over (AWGN) channel. With such new encoding-decoding technique LT codes can approach the decoding complexity cost of Raptor codes with smaller overhead and less encoding complexity as well.Doctoral Thesis Design of robust speaker idintification with built-in noise immunity(2021) Nasret Coran, Ali NajdetBu tez çalışmasında, Konuşma Tanıma Sistemindeki ses izlerine göre tanımlanmasını amaçlanmış, ses izler denetimli veya denetimsiz model içerisinde işlenmiştir. Konuşma sinyali zaman değişken niteliği olarak kabul edilip frekansları zaman içerisinde değişmeye devam etmektedir. Yani sıfır geçiş sayısı ve Fourier dönüşümü gibi geleneksel konuşma tanımla sistemleri konuşmanın belirsiz doğasına dayanamaz. Bu tez çalışması, iki hedefe ulaşmayı amaçlamıştır. Birincisi gürültüye dayanıklı konuşma tanıma sistemlerini ele almak için yapılmıştır. Önerilen sistem konuşmacıyı modüle etmek için temel frekans özelliği katsayısıyla artırılan değiştirilmiş MEL frekans spektrum (cepstrum) katsayıları metodunun içerilmesinden oluşur. İki yüz elli konuşma izinden oluşan veri seti önerilen sisteme uygulanır böylece veri seti elemanlarının etiketli döngüleri kullanan özellik çıkarma şemaları altında işlendiği için özellikler matrisi oluşturulur. Bu çalışma Rastgele Orman, Besleme İleri Sinir Ağı, Model Dondurma Besleme İleri Sinir Ağı, Parçacık Yığını Optimizasyon tabanlı besleme ileri sinir ağır gibi makine öğrenme algoritmalarının uygulanmasını içerir. Her bir algoritma özellikler matrisiyle öğrenmek üzere yapılır ve daha sonra her biri kısmi verilerle test edilir. ( özellikler matrisindeki verilerin yüzde ellisi). Konuşma algılama modelini artan doğrulukla uygulamak üzere bu algoritmalar invazif olarak ele alınmıştır. Doğruluğa ulaşmak için algoritma tarafından alınan Ortalama kare hatası, Kök Ortalama hatası ve zamanın yanında Performans izleme faktörleri(ölçütler) her bir algoritma için tekrar türetilmiştir. Sonuçlar Besleme İleri Sinir Ağı tabanlı Parçacık Yığını Optimizasyonu algoritmasının diğerlerinin arasında daha iyi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu modelle birlikte girdilerin yüzde doksan altısı göreceli daha kısa sürede doğru şekilde tanınmıştır. Sonuçlar Çok muhtemelen Parçacık yığını optimizasyonu yöntemi kullanarak konuşmacıların tanınmasında doğrulukta artış olduğunu gösterir, aynısı doğruluğu yüzde doksan altı seviyesine artırmıştır. Tezin ikinci aşamasında istenen sesi diğer seslerden ( Kokteyl parti etkisi olarak ifade edilir) odaklayabilen ve izole edebilen model önermektir. Problem motivasyon ise aynı anda bir çok kişinin konuşması ve ilave olarak TV, araçlar vb gibi farklı kaynaklardan sesler olması durumunda tüm bu akustiklere bağlı olarak bozulma ve kakafoni(ahenksizlik) ortaya çıkmasıdır. Spesifik bir sesi algılayabilmek için arka plandaki diğer tüm sesleri susturmak gerekir. Önerilen model kaynak ayrıştırması için Tam Evrişimli Ağ (FCN) ve İki Yönlü Kısa Süreli Hafıza(BLTSM) metotlarını birleştirerek her bir kişiyi ayrı ayrı tanıyabilecek derin öğrenme kullanır. FCN görüntü piksellerini piksel sınıflarına dönüştürmek için evrişimli sinir ağı kullanır. CNN'nin aksine FCN tahminlerin girdi görüntü için bire bir karşılık içermesini sağladığından emin olmak için dönüştürüşmüş evrişim (konvolüsyon) katmanı aracılığıyla girdi görüntü boyutu elde etmek için ara katman özellik haritasının genişlik ve yüksekliğini dönüştürür. BLSTM girdi/çıktı dizilerinden geçmiş ve gelecekten içeriksel bilgileri kullanan tekrarlayan NN'dir. Burada saklı katmanlar BLSTM katmanlarıdır ve LSTM çıkış katmanınıdır. FCN-BLSTM ağır tekli modele göre (FCN veya BLSTM) ses verilerinin spektro-zamansal özelliklerini daha iyi şekilde uygulayabilir. Bu yaklaşımda ilk olarak girdi dizisinde gelen spesifik kaynak büyüklük spektrogramının ilk öngörüsünü elde etmek üzere FCN uygulanır. Daha sonra FCN çıkış dizisini iyileştirmek için ilk öngörü BLSTM'ye geçer. Sonuçlar elde edilen ses sinyalinden elde edilen doğruluğun gösterdiği gibi istenen konuşmacı ses sinyalini diğer seslerden başarılı şekilde izole edebildiğini göstermektedir.Doctoral Thesis Developing a framework for coping with uncontrolled urban sprawl of war: A case study for environmentally resilient Benghazi city(2020) Barani, AbdelhamedBingazi'nin çeşitli bölgelerine sınırlı bir biçimde yayılan yeşil alanlarve tarlalar ile çevresel bileşenleri, şehir için en önemli kaynaklardan biridir. Bu ekosistemler, 2011 yılındaki Libya ayaklanmasından sonra patlak veren savaştan etkilenmiştir. Bu etki, çatışmalardan ve yıkıma uğrayan alanlardan şehrin çevresine kaçan nüfusun yer değiştirmesi sonucu olarak kentsel yayılma problem ile ortaya çıkmıştır. Mevcut literatür, çarpık kentleşme sorununu çeşitli boyutlarda ele almıştır, ancak savaşların ve sivil çatışmaların bir sonucu olarak kentsel yayılma sorununun şiddetlenişine ve bu durumun çevrede yarattığı sonuçlara değinmemiştir. Bu araştırma, şehrin, kontrolsüz kentsel olarak yayılması sonucunda büyük ölçüde etkilenmiş olan çevresel kaynaklarını tehdit eden risklere odaklanmıştır. Araştırmanın temel amacı, Bingazi kentini inceleyerek savaş sonucunda ortaya çıkan kontrolsüz kentsel yayılma ile başa çıkmak için çevresel bakımdan dayanıklı bir çerçeve geliştirmektir. Bu araştırma, kentsel yayılma sorununun nedenlerini ve şehirdeki iç savaşın bu problem ile ilişkisini araştırmaktadır. Araştırma aynı zamanda, şehrin çevresel boyuttaki yıkıma odaklanarak, savaştan ve kentsel yayılmadan kaynaklanan hasarı değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın amaçlarından biri de çevresel kırılganlıkları araştırmaktır. Çalışma, şehir vizyonunu ve hedeflerini tanımlamayı ve kentsel yayılmaya ve kentin çevresel yapısına duyarlı ve dayanıklı eylem planları önermeyi amaçlamaktadır. Şehrin çevresel kırılganlıkları ile başa çıkma kapasitesini artıran eylemler. Bu çevresel dayanıklılık strateji planı, eylem planının ve proje önceliklerinin hazırlanmasında toplumun ve karar vericilerin etkili katılımı sayesindesavaşınkent üzerindeki çevresel etkilerinin üstesinden gelmek ve çevresel kırılganlıkları azaltmak için bir başlangıç olacaktır. Çalışma, karma bir araştırma yaklaşımına sahiptir. Nicel ve nitel teknikler, tamamlayıcı bir yaklaşımla kullanılmıştır. Nicel veriler, şehir ve çevresine ilişkin ikincil verilerden toplanmış ve sekiz bölgede uzaktan algılama uydu görüntüleme, Pearson Ki kare ve Kentsel Genişleme Yoğunluk İndeksi yöntemlerinin sonuçları kullanılarak analiz edilmiştir. Nitel veriler, tartışma grupları ve görüşmeler yoluyla birincil verilerden elde edilmiş ve SWOT analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada, kentüzerinde savaşın etkilerini anlamak, kentsel yayılma sorununu tanımlamak ve bunun nedenlerini ve etkilerini bilmek için nicel veriler kullanmıştır. Ayrıca, bu verilerin analiziyle kontrolsüz kentsel yayılmadan kaynaklanan çevresel kırılganlıklar çerçevesinde, çevresel boyuttaki yıkımı ortaya çıkarmak hedeflenmiştir. Nitel veriler üzerinde uygulananSWOT analizi, çevresel dayanıklılığa duyarlı şehir vizyonunu formüle etmek ve bu vizyonun sunduğu hedefler doğrultusunda başlangıç düzeyinde çevresel dayanıklılık eylem planını hazırlamak için kullanılmıştır. Çalışma, şehrin mevcut durumunu anlamak için birincil ve ikincil verilerin analiz sonuçlarını sentezleyerek; ikinci nesil planların kapsamlı bir değerlendirmesine ulaşmış, bu kapsamda planın uygulanmayan aşamalarını, plan sınırı dahilindeki boş alanları, plandaki merkezsizleşme olasılıklarını, gecekondu bölgelerindeki yenileme olanaklarını ve muhtemel gelişim alanlarını eşik analizine göre değerlendirmiştir Sentez sonucunda bir eylem planı önerilmiş, kentin çevresel kırılganlıklarını azaltacak ve gelecekteki gelişmeleri çözebilmedeki kapasitesini arttıracak,bu kapsamda önecelikli projeler önermek için çevresel dayanıklılık stratejileri sunacak, "şehrin gelecekte nasıl olması gerektiği"ne cevap veren çevresel dayanıklılık vizyonu formüle edilmiştir. Çalışmanın bulguları, Bingazi'deki kentsel yayılmanın kentleşme ve savaştan kaynaklandığı; çevresel risklerin savaştan ve kentsel yayılmadan kaynaklandığını göstermektedir.Çalışma, artan çevresel bozulmayı ve kentsel yayılma sorununun artışını etkileyen temel konulara dair derin bir kavrayış sunmuş,şehirdeki savaş ile kentsel yayılma arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur. Çalışma, Bingazi vakası özelinde geleneksel planlama yöntemlerinin yetersiz kalabileceği ve planlamada çevresel dayanıklılık stratejilerinin kullanımının, şehrin gelecekteki gelişmelere uyum sağlama becerisini artırmak suretiyle, çevresel kırılganlıklar ile başa çıkmak için faydalı olabileceği sonuçlarına ulaşmıştır. Çalışma; kentin güçlü ve zayıf yanları, fırsatları ve tehditleri çerçevesinde geliştirdiği eylemler ile Bengazi kenti için bir model önerisinde bulunmuştur. Sonuç olarak, dayanıklılık stratejilerine dayalı bir kentsel eylem planının uygulanmasında ve politika geliştirilmesinde çalışmanın ulaştığı bilgilerin , bugün ve gelecekte, Libya'nın diğer şehirlerinde var olan kentsel ve çevresel sorunları azaltmakta kullanılabileceği düşünülmektedir. Sonuçlar Bingazi kentiyle ilgili olması ve geliştirilen dayanıklılık planı bu kentin koşullara göre inşa edilmiş olmasına karşın, benzer koşulların yaşandığı ve yaşanabileceği diğer kentlerdeki plancılar ve politika koyucular için fayda sağlayabilecektir.Doctoral Thesis Dimension reduction methods for hyperspectral imagery(2022) Haliloğlu, OnurHiperspektral Görüntüler, tek bant ve çok bantlı görüntülere kıyasla çok büyük boyutlara sahiptir. Bu durum, hiperspektral görüntülerin yüksek çözünürlüklü yüzlerce spektral bant içermesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, hiperspektral veri işleme, depolama ve iletme üzerinde uğraşılması gereken önemli konulardır. Ayrıca spektral bantların sayısının artmasıyla belirli bir sınıflandırma yöntemini eğitmek için gerekli örnek boyutunun katlanarak (eksponensiyel olarak) arttığı bir gerçektir. Bu sorunlarla başa çıkmak için ya eğitim veri boyutu genişletilmeli ya da hiperspektral görüntülerin boyut büyüklüğü bazı boyut indirgeme teknikleriyle azaltılmalıdır. Bu tez çalışmasında eğitimli ve eğitimsiz boyut indirgeme yöntemleri incelenmektedir ve bazı yeni yöntemler sunulmaktadır. Sunulan yöntemler, sınıflandırma doğruluğunu mümkün olduğu kadar muhafaza ederek hiperspektral verinin boyutunu azaltmayı ve düşük hesaplama karmaşıklığı ile indirgenmiş boyuta ulaşmayı hedeflemektedir.Doctoral Thesis Dönüşümcü liderlik ile iş tatmini arasındaki ilişkinin incelenmesi: Kuşaklar arası farklılık(Çankaya Üniversitesi, 2017) Ergün Doğanbaş, Zeynep21. yüzyılda küreselleşmenin etkisiyle birlikte işletme yapılarından, liderlik anlayışına, teknolojik gelişmelerden, ekonominin büyümesine kadar her alanda hızlı ve köklü değişmeler yaşandığı görülmektedir. Bu değişime sürekli ayak uydurması ve kendini yenilemesi gereken alanlardan birisi de işletmelerdir. Yönetici veya liderin seçtiği davranış tarzı; örgütün başarılı olmasında, örgütün amaçlarına ulaşması yönünde ve işgörenin çalışma yaşamından tatmin olmasının temel belirleyicisidir. Bu çalışma kapsamında dönüşümcü liderliğin iş tatminine etkisi incelenerek çalışanların mensup oldukları kuşaklar (Baby Boomers, X, Y) bakımından bu ilişkilerde anlamlı farklılıklar bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Araştırmada niceliksel veri yöntemlerinden anket uygulamasına başvurulmuştur. Örneklem grubu Ankara ili sınırlarında çeşitli pozisyon ve kurumlarda çalışmakta olan 257 kişiden oluşmaktadır. Araştırma sonucunda dönüşümcü liderliğin tüm boyutlarının iş tatmini ile karşılıklı ilişki içerisinde oldukları belirlenmiştir. İş tatminine etki eden tek dönüşümcü liderlik boyutu zihinsel teşvik çıkmıştır. Çalışanların dönüşümcü liderlik ile ilgili algılarının iş tatmini düzeylerine etkisi, mensup oldukları kuşak grubu bakımından incelendiğinde ise şu bulgular elde edilmiştir. Dönüşümcü liderlik ile ilgili algılar Y kuşağına mensup çalışanlarda iş tatmini düzeylerini etkilememektedir. X ve Baby Boomers kuşağına mensup çalışanların zihinsel teşvik ile ilgili algıları iş tatmini düzeylerini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dönüşümcü Liderlik, İş Tatmini, Kuşak, Baby Boomers, X ve Y KuşağıDoctoral Thesis Ensemble methods for heart disease prediction(2022) Karadeniz, TalhaBu çalışma otomatik kalp hastalığı tahmini için ensemble metotları içermektedir; bu kritik sağlık işlemi birçok yeni algoritma ile gerçekleştirilmiştir. Birincisi, ikili dizilerin rastgelelik analizine göre bir taban tahmincisi geliştirilmiştir. İkincisi, sıkıştırılmış kovaryans tahmini metotlarına dayalı başka bir sınıflandırıcı tanıtılmıştır. Üçüncüsü, kurtosis ve KS-test önem şemasına göre şekillenen bir sınıflandırıcı geliştirilmiştir. Son olarak, lojistik regresyon, çoğunluk oy uygulamasına ve olasılık yoğunluk tahminine dayalı sınıflandırıcı şemalarımız ile birleştirilmiştir. Bu son sınıflandırıcı, state-of-the-art metotlar ile karşılaştırılmış ve elde edilen isabet oranları raporlanmıştır.Doctoral Thesis Exploring an optimal selection method of photovoltaic systems for university campuses(2022) Bara, Marıam MohamedElektrik enerjisi üretimi için fosil yakıtların yakılmasıyla ilgili sürekli artan çevresel sorunlar var. Ayrıca, kabul edilebilir maliyetlerde mevcutturlar. Bu gerçekler, güneş, rüzgar, hidro, jeotermal, biyokütle, okyanus enerjileri ve diğerlerinin alternatif kaynaklar olarak düşünüldüğü ve incelendiği bu tür enerjinin kirletici olmayan, yenilenebilir birincil kaynaklarının giderek daha fazla araştırılmasına yol açmıştır. Üniversite kampüslerinde ve eğitim kurumlarında ihtiyaç duyulan elektrik enerjisi, bu tür kurumların sayısı ve elektrik enerjisi ihtiyaçları arttıkça sürekli artmaktadır. Ağırlıklı olarak mahal ve su ısıtma, havalandırma, iklimlendirme, aydınlatma ve diğer bazı küçük tesis yüklerinden oluşan elektrik yüklerinin doğası, şantiye faaliyetlerinden sonra gündüz saatlerinde en ağır ve gece en düşük olmak üzere hemen hemen aynıdır. Çeşitli yenilenebilir enerji kaynakları arasında, fotovoltaik doğrudan güneş radyasyonunun elektrik enerjisine dönüştürülmesinin çeşitli durumlarda en uygun olduğu kanıtlanmıştır. PV sistemleri son yıllarda geliştirilmiş, verimliliklerini artırıp maliyetlerini düşürerek fizibilitelerini artırmıştır. Dünya çapında çeşitli kampüsler, sürdürülebilir enerji kaynağı, sıfır enerji uygulaması veya yeşil binalar olarak bilinen elektrik enerjisi yüklerinin tamamını veya en azından bir kısmını üretmek için bu teknolojileri tanıttı. Bazı üniversite yarışmaları bu konuyu bu yarışma maddelerinden biri olarak benimsemiştir. PV sistemlerinin farklı türleri, çeşitleri ve üreticileri vardır, bu nedenle ihtiyaçlarına en uygun olanı seçmek mümkündür. Optimum bir seçim için seçim süreci dikkatlice düşünülmelidir. Bu mevcut çalışma, üniversite kampüsleri için PV sistemlerinin uygulamasını gözden geçirmektedir ve sonuç olarak, binaya entegre fotovoltaiklerin (BIPV), özellikle kentsel alanlarda giderek daha fazla bina tasarlanıp inşa edildiğinden, binanın elektrik güç kaynağı için yeterli bir teknoloji olduğu sonucuna varılmıştır. Konvansiyonel şebekelerle beslenen binalara göre birçok avantajı vardır. Üniversite kampüs binaları için teknik, ekonomik, mimari, çevresel, sosyal ve yasal yönler dikkate alınarak optimum PV sisteminin seçilmesi için bir yöntem geliştirilmiştir. Bu modelin mevcut sistemler arasında en düşük maliyetle maksimum enerji verimini vermesi beklenmektedir. Yöntem daha sonra bir vaka çalışmasında gösterilir. Bu, Ankara, Türkiye'deki tipik bir üniversite kampüsünde yapıldı ve özellikle enerji tasarrufu yolları ve araçları uygulandığında önemli ölçüde ekonomik tasarruf sağlayan bu tür uygulamalarda PV sistemlerinin kullanımını daha da teşvik eden makul sonuçlar verdi. Burada ele alınan örnek vaka incelemesinde yıllık enerji verimi 22.059 MWH idi. Bunun 17.905 MWH'si cepheye monte edilen PV sisteminden, 4.154 MWH'si çatı üstü konumlandırma sisteminden elde edildi. Birim enerji maliyeti Kwh başına 8,47 Euro idi.

