Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/15956

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 18
  • Master Thesis
    Sınırlı olmayan sayı doğrusu tahmin görevinde geri bildirimin etkileri
    (2025) Avcı, Buse; İnan, Aslı Bahar
    Mevcut çalışmanın temel amacı genç yetişkinler için sınırlı olmayan sayı doğrusu tahmin görevinde geri bildirimin etkilerini incelemektir. Araştırma 4 farklı deneyden oluşmaktadır ve sınırlı olmayan sayı doğrusu tahmin görevinin algı versiyonu kullanılmıştır. Deneyler üç aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada katılımcılar herhangi bir geri bildirim almadan tahminlerini yapmıştır. İkinci aşamada deney gruplarına göre doğru geri bildirim, daha küçük yanlış geri bildirim veya daha büyük yanlış geri bildirim verilmiştir. Son aşamada geri bildirimin etkisini gözlemlemek amacıyla katılımcılar ilk aşamadaki görevin aynısını tamamlamıştır. Sonuçlar literatürle uyumlu olarak katılımcıların ilk aşamada sayıları olduğundan daha küçük algılama eğiliminde olduklarını, geri bildirim etkisi ile cevaplarını bu bildirimler doğrultusunda kalibre ettiklerini yani olduğundan daha az algılama yanlılığının önemli ölçüde azaldığını göstermiştir. Ayrıca bu kalibrasyonun yalnızca geri bildirim aşamasında gerçekleşmediği, katılımcıların üçüncü aşama boyunca vermiş oldukları cevaplarda da gerçekleştiği gözlemlenmiştir. Katılımcıların almış oldukları geri bildirimin türlerine göre aşamalar arasındaki performansları incelendiğinde tüm gruplarda anlamlı ölçüde bir fark bulunmuştur.
  • Master Thesis
    In Which Organizational Culture Do Employees with Dark Personality Traits Show Organizational Commitment? The Mediating Role of Perceived Person-Organization Fit
    (2026) Baykal, Ece; Köse, Aslı Göncü
    Karanlık olan anlaşılmadan, berrak bir kavrayış mümkün müdür? Son yıllarda Karanlık Üçlü literatüründe, bireysel düzeyde 'karanlık' olarak nitelendirilen kişilik özelliklerinin bağlamsal koşullar altında işlevsel sonuçlar doğurabileceğini savunan yaklaşımlar giderek güç kazanmaktadır. Bu doğrultuda, bireylerin algısal değerlendirme süreçlerinin söz konusu kişilik özelliklerinin kurumsal çıktılar üzerindeki etkilerini nasıl şekillendirdiğine yönelik artan bir araştırma ilgisi söz konusudur. Bu doğrultuda, bireylerin algısal değerlendirme süreçlerinin söz konusu yönelik artan bir araştırma ilgisi söz konusudur. Bununla birlikte, Karanlık Üçlü kişilik özelliklerine sahip bireylerin hangi kurumsal koşullar altında çalıştıkları kuruma bağlılık geliştirebildiklerine ilişkin ampirik bulgular sınırlı kalmaktadır. Bu bağlamda mevcut araştırma; Makyavelizm, narsisizm (grandiyöz ve kırılgan narsiszm) ve psikopati boyutlarının, algılanan kişi–örgüt uyumunun düzenleyici rolü ve kurum kültürünün etkisi çerçevesinde örgütsel bağlılıkla nasıl ilişkili olduğunu incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın verileri, Türkiye'de farklı sektörlerde faaliyet gösteren kurumlarda çalışan yetişkin bireylerden toplanmıştır. Katılımcılar; Karanlık Üçlü kişilik özellikleri, kurumsal kültür ve türleri, algılanan kişi–kurum uyumu ile duygusal, normatif ve devam bağlılığını kapsayan kurumsal bağlılık boyutlarını ölçen içeren ve güvenilir ölçekleri içeren kurumsal bağlılık düzeylerini ölçmeye yönelik, geçerli ve güvenilir ölçeklerden oluşan çevrimiçi bir anket kullanılmıştır.Önerilen araştırma modeli çerçevesinde ele alınan ilişkiler; ikili korelasyon analizleri, aracı ve düzenleyici etki analizleri ile yapısal eşitlik modellemesi (SEM) kullanılarak test edilmiştir. Elde edilen bulgular, Karanlık Üçlü kişilik özellikleri ile kurumsal bağlılık arasındaki ilişkilerin tek yönlü ve homojen bir yapı sergilemediğini; incelenen ilişkilerin kurumsal kültürü türleri ve bireylerin algıladıkları kişi–örgüt uyumu düzeyine bağlı olarak anlamlı biçimde farklılaştığını ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, karanlık kişilik özelliklerine sahip çalışanların kişilik özelliklerinin yapısal niteliği gereği kurumsal bağlamdan kopuk ya da kurumla bağ kurmaya isteksiz bireyler olmadığını; aksine kurumsal bağlılığın, bağlamsal ve algısal değerlendirme süreçlerinin karşılıklı etkileşimiyle şekillenen dinamik bir yapı olduğunu göstermektedir. Bulgular, kuramsal ve uygulamaya yönelik çıkarımlar ile gelecekte yapılacak araştırmalara yönelik öneriler çerçevesinde tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Genç yetişkinlerde kodlama sonrası duygusal uyarılmanın öğrenme üzerindeki etkisi
    (2025) Baş, Seval Yeşim; Özçelik, Erol
    İlgili araştırmaların büyük bir bölümü, duygusal uyarılmanın bellek artırımı için önemli bir unsur olduğunu ileri sürmektedir. Yapılan araştırmalar ayrıca, duygusal uyarılmanın bellek konsolidasyonu yoluyla, kendinden önce sunulan sıradan bilgiler için de bir iyileştirme etkisine sahip olduğunu göstermiştir. Ancak, literatürde kodlama sonrası duygusal uyarılmanın öğrenme üzerindeki etkisine ilişkin yeterli araştırma bulunmamaktadır. Bu ihtiyaç göz önünde bulundurulduğunda, mevcut çalışmanın temel amacı kodlama sonrası duygusal uyarılmanın öğrenme üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bu amaçla, kodlama sonrası duygu manipülasyonu için duygusal uyarılma düzeyleri açısından farklı olan iki adet hikâye üretilmiştir. Deney çalışmasına, Çankaya Üniversitesi'nden 126 genç yetişkin gönüllü olarak katılmıştır. Dışlama kriterleri (örn. nörolojik ve/veya psikiyatrik bozukluk) uygulandıktan sonra örneklem büyüklüğü 19 ile 29 yaş aralığındaki 99 kişiye düşmüştür. Deneysel çalışmada, katılımcıların yarısının öğretim materyalini okuduktan sonra yüksek uyarılma düzeyine sahip hikâyeyi, diğer yarısının ise düşük uyarılma düzeyine sahip hikâyeyi okuduğu gruplar arası deneysel desen kullanılmıştır. Ayrıca, katılımcılar deney materyallerini okurken göz bebeği boyutları bir göz izleme cihazı ile kaydedilmiştir. Deneyin test oturumu, çalışma oturumundan bir gün sonra gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar, deney grubundaki hikâyenin kontrol grubundaki hikâyeden daha fazla duygusal içeriğe sahip olarak değerlendirildiğini ve daha iyi hatırlandığını göstermiştir. Bununla birlikte, göz bebeği boyutu ölçümleri, duygusal uyarılmaya yönelik fizyolojik tepkiye dair kanıt sunmuştur. Öte yandan, beklentinin aksine, deneysel ve kontrol koşulları arasında öğrenme çıktıları için istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. Beklenen bazı sonuçların elde edilememesine rağmen, literatürde öğretim materyalinin öğrenilmesinde kodlama sonrası duygusal uyarılmanın etkisini inceleyen yeterli araştırmanın olmaması ve bilişsel psikoloji alanındaki çalışmaların eğitim bağlamında uygulanması açısından bir örnek teşkil etmesi nedenleriyle, mevcut çalışmanın ilgili literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.
  • Master Thesis
    Yöneticilerin Aile Destekleyici Davranışları, İş Yerindeki Cinsiyetçi Tutumları ve Çalışanların İş-Aile Çatışması: Kurumsal Cinsiyetçiliğin ve Çalışan Cinsiyetinin Düzenleyici Rolü
    (2025) Satgun, Esil Salimoğlu; Köse, Aslı Göncü
    Bu çalışma, yöneticilerin cinsiyetçi tutumları ve aileyi destekleyici yönetici davranışlarının (ADYD) çalışanların iş–aile çatışması (İAÇ) deneyimleri üzerindeki rolünü, örgütsel cinsiyetçiliğin ve çalışan cinsiyetinin moderatör etkileri bağlamında incelemiştir. Ana çalışmadan önce, Hammer (2009) tarafından geliştirilen ADYD ölçeği Türkçeye uyarlanmış ve pilot çalışma (N = 501) ile test edilmiştir. Türkçe ADYD ölçeği, katılımcılar tarafından ağırlıklı olarak tek faktörlü bir yapı olarak algılanmış; maddeler orijinal dört boyut arasında çapraz yükler göstermiştir; bu durum Türkiye bağlamında yönetici desteğinin daha bütüncül bir biçimde algılandığını ortaya koymaktadır. Yüksek ADYD puanları, İAÇ'nin azalması, negatif iş–aile ve aile–iş yayılımının düşmesi, lider–üye etkileşiminin güçlenmesi ve iş doyumunun artması ile ilişkilendirilmiş; bu da ölçeğin ölçüt geçerliliğini desteklemiştir. Ana çalışmada, yöneticinin düşmanca ve korumacı cinsiyetçiliğinin çalışanların İAÇ düzeylerini hem doğrudan hem de ADYD aracılığıyla dolaylı olarak etkileyebileceği öngörülmüştür. Veri, Türkiye'de farklı sektörlerde çalışan yetişkinlerden (N = 479) toplanmıştır. Yapısal eşitlik modeli (YEM) sonuçları, düşmanca cinsiyetçi yönetici tutumlarının çalışanların İAÇ ile doğrudan ve ADYD'nin azalması aracılığıyla dolaylı olarak pozitif ilişkili olduğunu göstermiştir; bu durum, yöneticinin düşmanca cinsiyetçiliğinin (YDC) çalışanların iş–aile dengesine evrensel olarak olumsuz etkisini vurgulamaktadır. Buna karşılık, yöneticilerin korumacı cinsiyetçiliği (YKC), İAÇ ile doğrudan anlamlı bir ilişki göstermemiş; ancak YEM analizleri, YKC'nin ADYD'yi artırdığını ve bunun da İAÇ'nı düşürdüğünü ortaya koymuştur. Moderasyon analizleri ayrıca, kurumsal düşmanca cinsiyetçiliğin (KDC) YDC ile ADYD arasındaki pozitif ilişkiyi zayıflattığını, kurumsal korumacı cinsiyetçiliğin (KKC) ise korumacı cinsiyetçi yöneticilerde ADYD'nin ortaya çıkışını güçlendirdiğini göstermiştir. Ayrıca, cinsiyet, YKC ile çalışanların İAÇ arasındaki ilişkide moderatör rolü oynamıştır; erkek çalışanlar, YKC ile daha yüksek çatışma seviyeleri bildirmiştir ve bu durum görev dağılımında cinsiyete dayalı farklılaşmayı yansıtmıştır. Bu bulgular, ADYD'nin Türkçe uyarlamasını doğrulamanın yanı sıra, bireysel tutumlar ile kurumsal iklimler arasındaki karmaşık doğayı da vurgulayarak, iş–aile araştırmalarına kültürlerarası bir katkı sunmaktadır. Bu çalışma hem düşmanca hem de korumacı cinsiyetçiliğin ele alınmasının, çalışanların refahını artıran ve sürdürülebilir iş–yaşam dengesini destekleyen adil ve gerçekten destekleyici iş ortamlarının sağlanmasında önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: iş-aile çatışması, aile destekleyici yönetici davranışları, düşmanca cinsiyetçilik, korumacı cinsiyetçilik, kurumsal cinsiyetçilik, cinsiyet
  • Master Thesis
    Çocukluk Travması ile İş Yerindeki Kötü Muamele Arasındaki Aracı İlişkileri ve Benlik Saygısının Moderatör Etkisi
    (2025) Yılmaz, İlknur; Köse, Aslı Göncü
    Çocuklukta yaşanan travmatik olaylar olan olumsuz çocukluk deneyimleri (OÇD'ler), yetişkinlikte bireyler üzerinde olumsuz ve kalıcı etkiler bırakır ve iş hayatı da dahil olmak üzere yaşamın çeşitli alanlarını etkiler. Bu deneyimlerin profesyonel ortamlardaki uzun vadeli etkileri, yetişkinlik üzerindeki etkilerini anlamak için çok önemlidir. Ancak, işyerindeki etkilerinin ardındaki teorik ve ampirik bulgular üzerine yapılan araştırmalar sınırlıdır. Bu nicel çalışmanın temel amacı, OÇD'lerin maruz kalınan farklı türdeki işyeri kötü muamelelerine (istismarcı yöneticilik, mobbing ve işyeri nezaketsizliği) nasıl etki ettiğini araştırmaktır. Ayrıca, bu ilişkilerde, kişinin sergilediği üretkenlik karşıtı iş davranışlarının (ÜKİD'ler) ve işyeri nezaketsizliğinin aracılık rollerini incelenmiş ve OÇD'lerin kişinin kendi sergilediği ÜKİD'ler ve işyeri nezaketsizliği davranışlarıyla ilişkilerinde öz saygı düzeyinin düzenleyici rolü analiz edilmiştir. Veriler çevrimiçi anket yoluyla toplanmış ve SPSS'te yapısal eşitlik modellemesi ve Process Macro kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma, ilk olarak, OÇD'lerin ÜKİD ile pozitif bir ilişki içinde olduğunu ve iş arkadaşlarına karşı işyerinde nezaketsiz davranışlara yol açtığını ortaya koydu. İkincisi, özsaygı (ÖS) belirtilen ilişkilerde düzenleyici rol oynamaktadır; yani, ÖS'si yüksek çalışanların, OÇD puanı yüksek olmasına rağmen, ÖS'si düşük olanlara kıyasla ÜKİD'lere ve iş yeri nezaketsizliğine daha az eğilimli oldukları bulunmuştur. Üçüncüsü, ÜKİD'ler, OÇD'ler ile istismarcı yöneticilik, mobbing ve işyeri nezaketsizliğine maruz kalma arasındaki ilişkilere aracılık etmiştir. Benzer şekilde, uygulanan işyeri nezaketsizliği, OÇD'ler ile bu tür davranışlara maruz kalma arasındaki ilişkilere aracılık etmiştir. Bulgular, OÇD'lerin çalışanların olumsuz iş davranışları üzerinde uzun vadeli etkileri olduğunu ve bu yıkıcı davranışların da işyerinde kötü muameleye maruz kalma olasılığını artırdığını göstermektedir.
  • Master Thesis
    Yaşam Olayları Envanteri Kullanarak Otobiyografik Belleği Araştırmak
    (2025) Fidan, Sinem; İnan, Aslı Bahar
    Bu çalışma, anagram çözme ve Yaşam Olayları Envanteri (LEI) yoluyla bilişsel akıcılığı manipüle ederek otobiyografik bellekteki açığa çıkma etkisini ampirik olarak araştırmayı amaçlamıştır. Açığa çıkma etkisi, özellikle katılımcılar anagram çözme gibi bir ön görevi tamamladıklarında, test öğesini 'eski' olarak sınıflandırma olasılığını artırarak, tanıma belleği görevlerinde güçlü bir şekilde gösterilmiştir. Bu çalışmada, anagram manipülasyonu, bilişsel akıcılığı artırmak ve açığa çıkma etkisinin otobiyografik bellek içinde nasıl işlendiğini incelemek için bir mekanizma olarak kullanılmıştır. Teorik çerçeve iki temel açıklamaya dayanmaktadır. Aşinalık yanlış atfetme hipotezi, bir görev sırasında (örneğin, anagram çözme) artan işleme akıcılığının yanlışlıkla önceki deneyime atfedildiğini ve bunun da öznel aşinalığın artmasına yol açtığını öne sürer. Uyuşmazlık atfetme hipotezi, zor bir anagram ya da zor bir problemi kolaylıkla çözmek gibi beklenmedik bir akıcılığın, işleme uyuşmazlığı yarattığını ve daha sonra bunun önceden görüldüğüne olan inancın yanlış bir şekilde atfedildiğini öne sürer. Basit aktivasyon temelli açıklamalardan farklı olarak, bu atfetme temelli açıklamalar, aşinalık yargılarındaki metabilişsel çıkarımları vurgular. İki deneyde (N = 165), katılımcılar Yaşam Olayları Envanteri'nden (LEI) alınan otobiyografik yaşam olayı cümlelerini anagramlı ve anagramsız (ön ipucu veya sadece cümle) koşulları altında değerlendirdiler. Bulgular, ilk deneyde anagram çözmenin neden olduğu bilişsel akıcılığın, anagramın cümle içinde görünmesine bağlı olarak, aşinalık derecesini güvenilir bir şekilde artırdığını gösterdi. Öte yandan, ikinci deneyde anagramın cümle öncesinde ön ipucu olarak görünmesinin, aşinalık derecesini istatistiksel olarak artırmadığını gösterdi. Bu sonuçlar, atıf süreçlerinin kişisel olarak anlamlı çocukluk anılarının oluşumunu ve erişilebilirliğini nasıl etkilediğini anlamaya katkıda bulunmakta ve otobiyografik bellekteki açığa çıkma etkisinin altında yatan bilişsel mekanizmaların karmaşıklığını vurgulamaktadır.
  • Master Thesis
    Takipçi-Lider Kişiliği Benzerliği, Lider Cinsiyeti ve Lider Fiziksel Çekiciliğinin Farklı Bağlam ve Düzeylerde Lider Tercih Davranışına Etkisi
    (2024) Muti, Berkay; Köse, Aslı Göncü
    Bu çalışma, Büyük Beşli (dışadönüklük, uyumluluk, sorumluluk, nevrotiklik ve deneyime açıklık) ve Karanlık Üçlü (DT; Makyavelizm, narsisizm ve psikopatiden oluşur) kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi farklı liderlik rollerinde (örn. başkan, CEO, belediye başkanı ve amir) incelemiştir. Çalışma, Liderliğin Sosyal Kimlik Teorisi (SITOL) ve lider-takipçi dinamikleri üzerine mevcut araştırmalara dayanmaktadır. Bireylerin, kişilik özellikleri kendi özellikleriyle uyumlu olan liderleri tercih ettikleri öne sürülmüştür. Ayrıca, liderin fiziksel çekiciliğinin ve cinsiyetinin farklı bağlamlarda (örneğin, siyasi ve iş bağlamı) ve düzeylerde (örneğin, üst ve orta düzey) lider tercih eğilimleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışma, 442 katılımcının dört gruba dağıtıldığı bir anket olarak tasarlanmıştır. Her grup cinsiyet, çekicilik ve kişilik özellikleri bakımından farklılık gösteren liderleri değerlendirmiştir. Sonuçlar, lider çekiciliğinin lider tercih puanları üzerinde önemli bir etkisi olduğunu, çekici liderlerin çeşitli rollerde çekici olmayan liderlerden sürekli olarak daha yüksek puanlar aldığını göstermiştir. Bununla birlikte, kişilik benzerliğinin lider tercihleri üzerindeki etkisi liderlik rolüne göre değişkenlik göstermiştir. Özellikle, CEO ve amir rollerinde, dışadönüklük, sorumluluk ve deneyime açıklık puanları daha yüksek olan katılımcılar, bu özelliklerde benzer olarak algılanan liderleri tercih ettiklerini ifade etmişlerdir. Buna karşılık, belediye başkanı koşulunda, psikopati ve büyüklenmeci narsisizm özelliklerindeki benzerlik, lider tercihlerinin pozitif yordayıcıları olarak ortaya çıkmış ve orta düzey siyasi bağlamlarda girişken veya baskın özelliklere tolerans gösterildiğini düşündürmüştür. Dikkat çekici bir bulgu, kişilik benzerliği ile başkan koşulundaki lider tercihleri arasında anlamlı bir ilişki olmamasıdır. Bu bulgular, önde gelen siyasi liderlik rollerinde, daha geniş sosyopolitik veya sembolik hususların liderlik tercihleri üzerinde algılanan kişilik benzerliğinden daha güçlü bir etkiye sahip olabileceğini ima etmektedir. Kişilik özellikleri ile lider tercihleri arasındaki nüanslı ilişkiyi ortaya koyan sonuçlar, lider tercihi sürecinde role özgü taleplerin ve daha geniş bağlamsal faktörlerin önemini vurgulamaktadır. Bu bulguların liderlik teorisi ve pratiğiyle nasıl ilişkili olduğu, ek araştırma fikirleriyle birlikte tartışılmaktadır.
  • Master Thesis
    İlişkide Partner Davranışlarına Yönelik Sorumluluk Yüklemelerinin Bağlanma, İlişki Doyumu, Yetişkin Ayrılma Kaygısı Arasındaki Aracı Rolü
    (2024) Daylan, Beste Anıl; Köse, Aslı Göncü
    Bu çalışma, bağlanma boyutlarının (kaygılı bağlanma ve kaçınma) ilişki memnuniyetini ve yetişkin ayrılma kaygısını nasıl etkilediğini ve olumsuz partner davranışları için yapılan sorumluluk atıflarının bu ilişkilerdeki aracı rolünü araştırmaktadır. Çalışmaya Türkiye'den 447 katılımcı dahil edilmiştir. Veriler çevrimiçi anket kullanılarak toplanmış ve Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, bağlanma kaygısının olumsuz partner davranışlarına yönelik sorumluluk atıflarıyla yüksek düzeyde ve pozitif yönde ilişkili olduğunu, ancak kaçınmacı bağlanmanın bu atıflarla anlamlı bir ilişkisi olmadığını göstermiştir. Ayrıca, olumsuz partner davranışlarına yönelik sorumluluk atıflarının ilişki memnuniyeti ile güçlü ve negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bağlanma kaygısının ilişki memnuniyeti üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu ve bu etkiye olumsuz partner davranışlarına yönelik sorumluluk atıflarının kısmen aracılık ettiği bulunmuştur. Ancak, sorumluluk atıflarının kaçınma ve ilişki doyumu arasındaki ilişkilerde aracı bir etkiye sahip olduğuna dair anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bağlanma kaygısı, yetişkin ayrılık kaygısı ile güçlü ve pozitif bir ilişkiye sahip olmasına rağmen, bu ilişkide sorumluluk atıfları anlamlı bir aracılık etkisi göstermemiştir. Bulgular, bağlanma kaygısından yüksek puan alanların romantik ilişkilerinde daha fazla ayrılık kaygısı yaşadıklarını ve bunun da genel bir güvensizlik duygusuyla ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bulgular, alanyazına ve uygulamaya yönelik katkılar ve gelecek çalışmalara yönelik önerilerle birlikte tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Examining the Impact of Emotional Similarity on Face Memory and Face-Context Associative Memory in Younger and Older Adults
    (2025) Sümer, Mustafa Erdi; Çelik, Hande Kaynak
    Facial source memory and associative memory are particularly susceptible to emotional influences, with emotional congruence modulating memory performance. Despite extensive research on emotion and memory, the interaction between emotional similarity and memory processes across different age groups remains underexplored. This thesis investigates the effect of emotional similarity on face memory and face-context associative memory across younger and older adults. A total of 50 younger adults aged 17 to 25 and 42 older adults aged 65 to 80 participated in the current study. Four types of negative emotional facial expressions and contextual photos (disgust, anger, fear, and sadness) were used as experimental materials. Facial expressions were selected from the FACES database while contextual scenes were drawn from the International Affective Picture System and generated using the 'getimg.ai' program. During the experimental task, first, participants were required to view a series of face-context composite images, including congruent and incongruent (high vs. low) trials, and identify the emotion conveyed by the facial expression. After the distractor task, they took a recognition test for studied and unstudied facial expressions. For the studied ones, they were further shown three context images associated with each face: intact, rearranged, and new. Participants were told to identify the context scene presented with the facial expressions during the study phase. The results have shown distinct age-related differences in memory performance, highlighting that younger adults outperform older adults in recognizing sources of face-context pairings (intact), whereas older adults rely more on contextual familiarity. Additionally, emotional congruence enhances recognition memory performance, while low-similarity conditions impair retrieval by introducing ambiguity and cognitive interference. In conclusion, by investigating these factors, this research contributes to a deeper understanding of how emotional factors shape memory processes across the lifespan, offering insights into the cognitive mechanisms underlying age-related memory differences.
  • Master Thesis
    Tatmin Olmayan Merakın Bilişsel Kontrol Süreciyle İlişkisi
    (2025) Özdemir, Hüseyin Arda; Özçelik, Erol
    Mevcut araştırmanın temel amacı tatmin olmayan merakın bilişsel kontrol süreçleriyle ilişkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda yaşları 18-26 arasında olan üç farklı katılımcı grubunun bulunduğu üç farklı deneysel araştırma yürütülmüştür. Deney 1 ve deney 2'de merak-oluşturucu uyaran olarak bulanık görseller, deney 3'te ise neden-soruları kullanılmıştır. Deney 1 ve deney 3'te, tatmin olan merak ve tatmin olmayan merak koşulları ayrı bloklarda uygulanmıştır. Deney 2'de tatmin olan merak ve tatmin olmayan merak koşullarının rastgele uygulandığı tek bir blok bulunmaktadır. Her bir deney bloğunda, önce bir merak koşulu ardından bir bilişsel kontrol görevinin geldiği alt-bloklar bulunmaktadır. Tatmin olan merak koşulunda, merak-oluşturucu uyarana dair bilgi sunulurken; tatmin olmayan merak koşulunda ise merak-oluşturucu uyaranın tekrarı veya boş ekran sunulmuştur. Her deneyde bilişsel kontrol görevi olarak modifiye edilmiş Eriksen flanker görevi yer almıştır. Bilişsel kontrol performansı için tepki süresi, doğru tepki yüzdesi, ve ihmal hatası oranı ölçülmüştür. Sonuçlar, deney 2 ve deney 3'deki istisnalar dışında, bilişsel kontrol performansına ilişkin ölçümlerin merakın tatmin olma/olmama koşullarından etkilenmediğini göstermektedir. Genel olarak, bilişsel kontrol performanslarında uyumluluk etkisi gözlemlenmiştir. Yani katılımcılar, uyumsuz uyaranlara kıyasla, uyumlu flanker uyaranlarına daha kısa sürede, daha doğru ve daha az hatalı tepkiler vermişlerdir. Yalnızca deney 2'de, tatmin olmayan merak vii koşulunda, tatmin olan merak koşuluna kıyasla, katılımcıların tepki sürelerinin daha düşük olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca yine yalnızca deney 2'de, merakın tatmin olma/olmama koşulundan bağımsız olarak, katılımcıların ihmal hatası oranlarında bir uyumluluk etkisinin ortaya çıkmadığı gözlemlenmiştir. Tatmin olmayan merak ve bilişsel kontrol süreçleri arasındaki ilişki, semantik bellek ve dikkat süreçleri çerçevesinde tartışılmıştır.